birikinti

...gezinti

pr_hrad.gif (207714 bytes)
Praha On My Mind

Gezelim görelim türünde olacak Prag hikayem ama değişiklik olur hem, bir çırpıda anlatayım, şöyle ki: Çek Cumhuriyetinde yer alan Prag,  İstanbul’a uçakla 2 saat 15 dak. uzaklıkta, nüfusu 1,5 milyon civarı, para birimi Çek Kronu, Çek ve Slovak Dilleri konuşuluyor...

Bizi ilgilendiren kısımlarına gelince, Prag çok uygun fiyatlara gidilebilecek ve üç dört günde rahatlıkla gezilebilecek bir masal ve kültür şehri. Hem hangi gazeteyi açsanız acentelerin ilanına rastlayabilirsiniz. 19 mayıs’da ayrıldığım Prag’da 20 Mayıs’da Cranberries konseri vardı. Mayıs başın da da Lou Reed konser vermiş, (neyse ki İst’a da geliyor) ama Haziran ayına bakacak olursak Pearl Jam, Iron Maiden, Elton John ve E.T. Jam  göze çarpan isimler. Ayrıca her köşede Mozart, Vivaldi afişi, her sokakta sanatçı olma yolundaki gençlerin kostümleri ile dolaşarak sattıkları opera, bale, tiyatro biletlerini bulmak mümkün. (Mozart Prag’da yaşamış ve şehre sinmiş)

Bir kısım gençlik de geçimini garsonluk yaparak sağlıyordur herhalde, çünkü Prag'da her yer cafe, bar, rest. Yeme içmenin çok ucuz olduğu şehre özellikle genç grup  turistler rağbet ediyor; bira 30 kronla 95 kron arasında değişiyor, çoğu yerde bir dolar bile değil. (Eee, ben de o kadar sokak sokak yürümüşüm boğazım kurumuş, :P olmuşum en nihayetinde meydanda bir cafeye oturmuşum menuye bakmışım bir de havaya, güneş batmak üzere herkes şehrin tadını çıkarıyor Budwiser’ın Çek birası olduğunu bildiğim halde, yine de ilk etapta Corona söyleyerek şıkır şıkır ışığını seyretmişim yudumlarken. Erkek garsonlar deseniz renkli gözlü hepsi uzun uzun Antony Delon halt emiş, Çek kızları deseniz bir içim su, biraz güneş görünce soyunmuşlar hemen askılı bluzler şortlar filan, halbuki yağmur da çiseledi bir ara..)

Çek yemekleri kuru yemişli bir garip tavuk içinde fındık,  ya da tavuk ve taze fasulye üstüne rendelenmiş badem türünde şeyler, o yüzden amerikan usulu vs. seçmeye çalıştım... Sonra turist olduğun halde ne selpakçı çocuk var yapışan ne -foto foto diyen, ne de -çiçek al, diye ısrar eden birileri; rahat rahat oturuluyo merkezi yerlerde. Bir çok sokak trafiğe kapalı, arnavut kaldırımlı, bazı yapılarda restorasyon çalışmaları sürüyordu, olabildiğince korumuşlar insan bakmaya doyamıyor,  her mimarın görmesi gerek derim, gözlerinizi kapatsanız bile şehrin sizi çağırdığını duyup açıyorsunuz hemen.

Günün her saati temizlenen şehirde en çok toplu taşıma araçları kullanılıyor, tramvayla en uzak noktalara dahi gidilebiliyor, metro var, tren var ve tabii araba sayısı az , ölee elini kolunu sallayarak gezebiliyorsun, ama taksiciler biraz deli kullanıyo arabayı, tramvay yoluna ya da karşı şeride geçebiliyorlar –Allahım sağ sağlim memleketime dönsem, dedim bir ara..

İlk gün sokaklarda yolumu kaybeder gibi oldum(gerçi kiliselerin çatısına bakarak –fazla uzaklaşmışım, şu tarafa doğru gitmek lazım diye kestirebiliyordum, hoşuma da gitmiyor değildi bu iş..) yine cafeler olan arka sokaklardan birindeyim kaldırımda yürüyorum sağımda cafeler solumda telefon kulübeleri, derken tel. kulübesinin içine bakmamla burnuna para sokmuş genç birinin önündeki kağıda eğilmiş olduğunu görmem bir oldu ve o biri, derin bir nefes aldı... Saate baktım dokuza geliyor bir allahın kulu kalmamış sokaklarda, şehirde ilk gecem, anlamadım tabii; meğer insanlar music clubda, casinolar da, night clublar daymış...

Bir sonraki gece arkadaşımla operaya gittik, gösterinin başlamasına biraz vakit vardı biz de laflıyoruz, arkamızdaki yaşlı teyze eğilerek –Türk müsünüz ? diye sordu- Evet, dedik . - Ben de arkadaşıma dedim Türkler galiba, ben çok seviyorum Türkçe görünce pratik yapmak istiyorum Brezil de cok Türk var, sizin tanıdığınız Türk var mı Brezil de, dedi. Şaşırdık kaldık. - Canım! ne güzel konuşuyorsun!, dedik - Ankara’dan cok var Brezil de, ben duydum öğrendim dedi. İstanbul’dan olduğumuzu söyledik – Demek öyle! dedi, yanındaki tontonla dünya turuna çıkmışlar...

Bir çırpıda bitmiyormuş hikaye, şunları da ekliym en son: satıcıları inanılmaz suratsız , bir mağazaya giriyorsun bir şey soracak veya parasını ödeyeceksin –Moment! diyo, önündeki başka bir şeyle ilgileniyor, sanki sen orada fazlalıkmışsın ve gidersen rahatlayacaklarmış gibi.. En büyük mağazalardan hediyelik eşya satan minik mağazalara kadar böyle, yine de şehrin fotolarından, orijinal  kart, poster ve Prag baskılı bişiylerden bolca aldım. Semt pazarında sulu boya resimleri dahi uygun fiyata bulmak mümkün hem satıcılar da güler yüzlü (tabi resimlerin kopya olanlarından sakınmak gerek) Aslında şehrin en çok kristalleri, porselenleri ve takıları meşhur, kime hitap eder bilmem... 

Franz Kafka’nın kız kardeşi ile yaşadığı ev ziyaret edilebilecek yerler arasında, o kadar müze ve galeriden vakit bulabilirseniz tabii. Kafka da şehrin büyüsüne kapılıp kalanlardan, gezerken adına sıkça rastlıyoruz ‘Kafka Café’, ‘Kafka Center’ vb. Yalnız Çek Cum. kolay vize vermiyor, gidecek olursanız yumurta kapıya dayanmadan başvuruda bulunmalısınız, söylemedi demeyin!

 

chaos
28/05/2000

birikinti