birikinti

...kenarköşe

Abuklamalarım

Maaşlarını yeni alan insanların aptal ifadesi vardı yüzünde.Boşboş gülerek "kurtların uluması ne hoş" dedi. Aslında ay karanlıktı ve gece gelen geri çevrilemezdi. Dalgaların sesi kulağa çok hoş geliyordu ama balıklar derin bir sessizliğe gömülmüştü. Takip edildiğini kimseye söylememişti, o polise güvenmezdi çünkü. O yılın hasılatı epey kötüydü ve asla tomografi parası bulamazdı. Çocuklar ip atlıyordu herşeyden habersiz. Kapanan yolda zincirleme kaza olmuştu, kimsenin haberi olmamıştı. Hastanede bomba vardı, bebekler ağlıyordu. Cadı gülmekten yerlere yatarken amuda kalkan güreşçi üzerine devrildi ve altta kalanın canı çıktı. Hayatın anlamı kalmamıştı artık. Tümü düz bir çizgiden ibaretti. Sakız kokusu gibi değildi, kış kokusuna daha yakındı. Karanlıkta kalmak gibi, karanlık ve soğuk. Güldü sonra sessizliği bozmadan. Periler ise sessizliği bozmaktan çekinmeden kahkaha attılar ama gece öyle yoğundu ki hiç etkilenmedi gürültüden. Sıkışmıştı ama yapılacak hiçbirşey yoktu. " Üff, sıkıldım" dedi " sıkıldım ve acıktım." Yersiz yurtsuz insanların dramını anlıyordu. Parklar soğuk olur ve bir kedisi bile olmayan insanlar yatar oralarda. Çiçekler koklamak içindir ve hep koklamasını bilmeyenlerin olurlar. Güneşin batışıyla birlikte hep bunlar gelirdi aklına ama şimdi çok yorgun ve yalnızdı ve bunları düşünemez. Karısıyla kavga eden kocalar aniden yola fırlayınca toplar patlar gürültüyle.

Havanın soğumasıyla birlikte insanlar denizden çıkmaya başladılar. Su aygırları karada yaşayamazdı, insanlar onları hiç anlayamazdı.

Karıkocanın arasına girilmemeliydi. Patlayan toplardan uzak durulmalıydı. Maç sona erdiğinde eve dönülmeliydi. Kapıdan içeri girdiğinde mutlu ama açtı. Hırsız da gitmişti. Üzüldü ama göbek atmadı. İp atlamaya gidecek biri için çok yaşlıydı. Oturdu ve gülümsedi. O bir kurbağaydı.

Su aygırları her yıl ekim ayında, koltuğunda ölü bulunan kurbağalar için biraraya gelip ip atlarlar.

 

Ayça Şahin
aygulo@hotmail.com
11/12/2000

birikinti