| Adamın hiçbir şey
umrunda değildi Adamın hiç birşey umrunda değildi. Ne yağan karın soğuk taneleri,ne esen rüzgarın burnunda bıraktığı buzul etki,ne de herhangi bir başka şey. O sadece yürüyordu paltosunun yakasını kaldırmış ve başında fotr şapkasıyla. Yürüyordu nereye gittiğini bilmediğini bilmeyerek... Fotr şapkayı babası vermişti ona. "Oğlum!Fotr şapka insanı daha olgun gösterir. Değerin bilinir." dediğini hatırladı babasının. Ama o sırf babasını sevdiği için, ona duyduğu saygıdan dolayı giyiyordu. Yoksa ne önemi vardı başka insanların ne düşündüğü. Hep hayatında kendi bildiğini yapmamışmıydı. En sevmediği şey nasihat almaktı ama, baba sevgisi bununda üstesinden gelmişti. Bir tek onun nasihatlarını dinliyordu. Gel görki onunkiler bile havada kalıyordu. Yapmak istese de yapamıyordu. Yürürken sokaktan geçen küçük bir çocuğu gördü. Keşke onun yaşında olsam diye bir an içinden geçirdi gerçekleşmeyeceğini bile bile. Ardından yine asi tarafı dizginleri ele aldı. Neden olmasın!belki bununda çaresini bulurlar diye mırıldandı arkasından. Adilmiydi onun yaşına dönmek bunca hatadan sonra. Yaptığı doğrular ve yanlışlar ne olacaktı. O da açları doyurmuştu.Her pazar yaşlıların yanına gidip onları sevindirmişti. Özellikle o yaşlı dedelerde hep babasını aramıştı. Bu yaptıklarım devenin yanında pire kalır dedi yanlışlarını hatırlayınca. Bütün bu düşünceler sonuçta onda iki buğulu göz bıraktı.Şaşırdı ağlamaya uzun zamandır ilk defa bu kadar yaklaşmıştı. Yoluna devam etmeye çalıştı. Fakat yürümesini engellemek isteyen birşeyler vardı. Ayakları sanki yürümek istemiyordu o hayattan bunalmış kafanın götürmek istediği yere. Soğuktandır dedi ve aldırış etmeden yoluna devam etti. Bugün herşeyi kafama takıyorum diye geçirdi içinden şeytana lanet okuyarak. Bu sefer görüdüğü bir adam bir kadın ve bir çocuktan ibaretti. Onlar onun gözünde mutlu bir aileydi. Onun hiçbir zaman sahip olamadığı mutlu bir aile. Hele o çocuğun babasının elini tutuşu onunla konuşup gülüşmesi onu mest etmişti. Gözlerini kapayarak yürüdü umursamam umuduyla,ta ki telefon direğine çarpana kadar. Gözlerini açtığında yine o aile karşısındaydı. Hiç söylenmedi. Eğer çarptığı bir insan olsaydı teşekkür bile edecekti o manzara karşısında. Kimsenin farketmediğini anlayınca orada oturup o aileyi izlemeye başladı. Çocuğun soğuktan titreyen ellerini görünce içi sızladı. İçinden eldivenlerini çıkarıp çocuğa vermek geldi yapamayacağına aldırış etmeden. Sigarasını çıkardı ve yerin ıslaklığına ,havanın soğukluğuna aldırış etmeden telefon direğine yaslandı. Nihayet beklenen otobüs gelmiş ve aileyi götürmüştü. O oturmaya devam etti yeni düşüncelere dalarak ve sigarasının dumanını içine çekerek. Kendiyle hesaplaşmanın zamanı gelmişti. Bunu anlamıştı.Galip gelmesi için gereken tek şey dürüst bir hakemdi. Körelmiş vicdanı ve onu hep kötülüğe yönelten aklı bunu yapamazdı.Eğer kendini bunların eline teslim etse sonucun adil olmayacağına ve kaybedeceğine adı gibi emindi. Aklına birden bugün yolda geçen olaylar geldi. Eğer vicdan bende kalmadıysa yolda geçen olaylar beni neden bu kadar etkiledi diye düşündü. Derin düşüncelere daldı.O çocukluk yıllarına döndü.O da bir zamanlar masumdu.En azından masum doğmuştu.Annesini hiç tanımamıştı ama anne sevgisini iyi bilirdi.Her zamankinin aksine iyi bir üvey annesi vardı.O meşhur Yeşilçam filmlerinin aksine onun cici-annesi hep ona iyi davrandı. Babasını anlatmaya gerek yoktu zaten.Dünyada herhalde en kusursuz insan kim diye sorsulsaydı babası olduğuna, herkesin onun babasını söyleyeceklerine emindi. Peki neydi onu bu hale sokan?Aslında sorunun cevabını biliyordu. Ama hep bunun dışında başka yerlerde başka kişilerde kusur buluyordu. Arkadaş!...diye bağırdı avazı çıktığı kadar. Etraftakiler herhalde sarhoştur diyerek ve bu kelimenin asıl manasını bilmeyerek aldırmadılar. Fakat o bir daha bir daha bağırmak istiyordu. Arkadaş!...Arkadaş!...Ark!.. İlk defa bunu itiraf etmeyi başarmıştı. Evet vicdanı yavaş yavaş kontrolü ele alıyordu. Evet bir paraşütçünün kendini sonsuz gökyüzüne bıraktığı gibi kendini vicdanının uçsuz bucaksız ve şefkatli kollarına bıraktı. İlk itiraf başlamıştı ve devam da ediyordu. İlk sigara içtiği günü hatırladı sigarasının dumanını içine çekerken. Özentiydi herkesinki gibi .Ah o ...... yok mu hep dalga geçerdi onunla:”Olum sigara içmeyene bu devirde erkek demezler. Hem bak havası da cabası herkes bize bakıyor. Okuldaki asaletimi görmüyor musun?Hele bi başla eminim ki bırakamayacaksın.”dediğini hatırladı İşin ilginç tarafı dediklerinin hepsinin de doğru olmasıydı. Ona erkek demişlerdi,okulda asaleti olmuştu ve en önemlisi bırakamamıştı. Demek ki duyularımızla algıladığımız her doğru doğru olmayabiliyormuş diyerek ilk darbeyi yedi vicdanından. Sigara belki basit bir örnekti ve başlangıçtı fakat her ağaç sonbahara bir yaprağını dökerek başlamaz mıydı? Soğuk ciğerlerine işlemişti. Kalktı ve köşedeki çorbacıdan sıcak bir çorba içip içini ısıttı. İçindeki fırtınaların aksine yağmur dinmişti. Karşıdaki parkın loş ışıklarını görünce onu cezbeden o gecenin içine tekrar kendini attı. Bir banka oturup kaldığı yerden düşünmeye devam etti. Keşke sadece sigara olsaydı dedi içinden ,ama o sadece bir başlangıçtı. En çok babasının onu sigara içerken gördüğü günü unutamazdı herhalde. Babasının gözleri ona bir çift inci tanesi gibi görünmüştü o gün. Hiçbir kızma belirtisi yoktu ve hiçbir kelime dökülmedi dudaklardan. Sadece bakıştılar. Çünkü o bakışlar ona yetmişti nasihat olarak. Acaba bu olay neden bana ders olmadı diye kendi kendine sordu. Cevap yine geldi peşinden;Arkadaş!...Bu sefer bağırmamıştı tabii. daha dingin ve aklı selimdi artık. Kendi hayatını bir hikayeye benzetti.Çocuklara ibret olması için tatlı tatlı anlatılacak bir masal.Ama bir şeyden korkuyordu.Bu masalda kötü adam rolünde o vardı.Ne kadar ilginç bir insanım dedi.Benden aslında kötü adam olmaz ama kader beni bu hale getirdi diye işin içinden çıkmaya çalıştı.”Suç kaderindi değil mi?Bunca masum yada masum olmayan insanı fakat sonuçta insan olan bunca varlığı acılara gömmek,acı içinde çaresiz başı boş bırakmak.Tabii ki,hepsini kader yapmıştı.Ellerini kollarını ayaklarını hep kader uzaktan bir kumandayla kontrol etmişti.”Bunların hep bahane olduğunu o da adı gibi biliyordu.Yine babası ve babasının ona her zaman söylediği şu sözler aklına geldi .”Yanlış yaptığın her durumda en az bir bahane bulabilirsin.İyice düşünürsen eğer ,kendini çok rahat haklı bile çıkarabilirsin.Fakat gerçekte söylenebilecek tek kelime var:suçlusun.” Bu düşünceler beynine bir balyoz gibi indi.Doğru suçluydu.Ona bu suçları işletenin asıl kendisi olduğunu kabul ettikten sonra;”Peki benim bu işlerin içine bu kadar dalmama sebep neydi?.Nasıl başkalarını mutsuz edebildim.Hayatta en sevdiğim kelimenin baba olmasına rağmen nasıl başkalarını babasız bırakabildim” diye mırıldandı? O bir kiralık katildi ve şimdiye kadar mesleğinin gerektirdiği herşeyi yapmıştı.Mesleğimde çok başarılıyım diyesi geldi içinden.Hafiftende yüzünde bir tebessüm belirmişti.Ani duygu değişiklikleri bir başka özelliğiydi.Yola çıkarken o adamı vurmaya gitmişti lakin hep suçladığı kader onu nerelere götürmüştü. Onun bir farkı vardı.O farklı bir katildi.Şimdiye kadar öldürdüğü kişileri hep idealleri uğruna öldürmüştü.Yani bu işi para için yapmıyordu.İşte tam bu düşünceler aklından geçerken kafasını kurcalayan sorular yüz üstüne çıktı.İdealleri tam olarak neydi?Sonuçta ne kazanacaktı?Çünkü yapılan her işin bir karşılığı olduğunuda ona babası söylemişti.Evet itiraf etti. Karşılık vardı karşılık vardı ama kazandıkları yada kazanacakları bununla eşdeğermiydi?
Değişeceğim...değişeceğim...değ....... Değişememişti.Üç gece önceki olayları hatırlayınca ağzından çıkan ilk kelime bu olmuştu.Ona değişmek söylendiği kadar basit gelmemişti.Bu kadar kolay değişmek ancak filmlerde olurdu. Birden kötü yoldan iyi yola bir kavşaktan dönme kolaylığıyla sapmak.Güzel penbe pancurlu bir eve taşınmak.iyi bir eş bulmak.aile kurmak.çoluk çocuğa karışmak. Yalan! diye bağırdı ağlamaya başlayarak.Göz yaşları sanki hiç su yüzü görmemiş gibi duran eski yastığa damlamaya başladı.Keşke,keşke bir peri melek yada herhangi bir şey gelipte hayatını değiştirebilseydi.Allahtan tek istediğiyde buydu. Olmuyor!,Olmuyor! derken heceler hıçkırıklarla bölünüyordu.Gerçekten başından son günlerde o kadar çok olay geçmişti ki!Uzun zamandan beri ilk defa ağlamıştı,ilk defa hayatının akışının nasıl bir felakete doğru gittiğini hatırlamıştı kısacası uzun zamandır ilk defa düşünmüştü.Ağlamanın şiddeti geçti ve daha dingin bir hal aldı.Burada karar vermeliydi.Ya devam yada tamam.Üçüncü bir şık daha vardı aslında ama onu ancak iradesizler yapar dedi kendi kendine.Onda ise çelik gibi bir irade vardı derken yine üç gece önceyi hatırladı ve karşıdaki pencereden yansıyan yüzüne bakarak güldü ve eline eski ama hatıralarla dolu olan baba yadigarı kalemini aldı. Üç gün sonra hala bu olay konuşuluyordu.Nasıl konuşulmayabilirdi ki!O koskoca bina bir anda ve beklenmedik bir şekilde çökü vermişti.Ancak işin ilginç tarafı binadan arta kalan yığınlar arasında bulunan bir ceset ve elinde sımsıkı tuttuğu bir kağıt parçasıydı: 18/06/2001 Ben aslında bugün çok mutluyum.Herkes için sıradan bir gün olabilir fakat ben bugün ağladım. Huzurluyum.Şu anda yaşadığım duyguları bu kelimeyle anlatabilirim herhalde.Belki dışardan yastığa damlıyor gibi görünen göz yaşları sanki benim o pislikten kararmış ,katılaşmış kalbimi bir pamuk gibi yumuşattı.Allahım bu,işte şu anda yaşadığım haz.Sanırım cennetinde tattıracağın lezzet bu olmalı. Ben kendime, başkasına itiraf edemediklerimi işte buraya bu kağıda itiraf ediyorum.Her zaman sana inandım.O kokuşmuş kendine bile hayrı olmayan düşünceler beni bu hale getirdi.İtiraf ediyorum.Suçluyum. Ben çözüm bulamadım.Nasıl kurtulacağımı bulamadım.Düşündüm fakat bu hayat tekrar beni içine çekiyor.Çünkü dönemem ,değişemem ,değişem..... Cümleler bile boğazımda tıkanıp kalıyor.İntihar çözüm değil biliyorum ve her türlü rezilliği buna tercih ederim.Her zaman bir çözüm vardır ama ben yapamıyorum başaramıyorum.Biliyorum yarın yeniden eski hayatıma döneceğim.Hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edeceğim. Artık dayanacak gücüm kalmadı. Allahım senden yalnızca benim şu anda hissettiklerimi ebedileştirmeni istiyorum! Gerçekte söylenebilecek tek kelime var:Suçluyum.
|