Ayrı Dünyalar
umutsuzluktan solgunlaşmıştı yüzü. niye hep düşlere dalıyorsun demişti arkadaşı.yüzünde bir tebessüm olmuştu söyleseydi anlayabilir miydi acaba onun yaşamı düşlerde bulduğunu... yalnızken müzik dinlerken aynaya bakarak düşündüğü anlardan biriydi onun. kadın onu çok sevmişti. onun için herşeyi göze almıştı. ona seni seviyorum diye fısıldamıştı adam o terletici, kavurucu yaz sıcağında. başları eğik yürümüşlerdi ayrılığın yaratacağı acıyı düşünerek. kavuşmanın verdiği mutluluğu kısa bir süre sonraki ayrılığın hüznü sarmıştı. birbirlerini iyi tanımayan iki insan birbirlerinin peşinden giderken ayrılığı düşünmemişlerdi. bazen adam ben bu şehirde yaşayabilirim diyordu. bazense kadın ben orda yaşayabilirim diyordu. ütopik hayaller peşinde koşuyorlardı. gene de incitmişti kadını adamın başka bir kadınla olması. adam ondan fazla fedakarlık beklemişti. gerçek olan şu ki erkekler hep kadınlardan fedakarlık bekler. bir kadın kendi ayaklarının üzerinde durabilmeli ve hep gururlu olmalı. tanıdığı diğer kadınları düşündüğü an onların kendileriyle değil de eşleriyle övündüklerini hatırlıyordu. o asla böyle olmayacaktı. yaşamın yeniden canlandığı o bahar gecesi
özür dilemişti adam kadından. ağlıyordu. acımıştı kadın ona ama sanki hiç
tanımamış olduğu birine acırcasına. zaman oldukça ilerlemişti. uyuyamıyordu
kadın. eğer adamı seviyor olsaydı mutlaka onu incitecek birşey söylerdi. yaşam
sanki bir santrançtaki piyonlardan ibaret. yanlış bir hamleyle yenilip, doğru bir
hamleyle yendiğimiz. kadın genelde kaybedendi. adamda öleydi. ah şu bahar da bi geçse
de yaz gelse dedi kadın. denizde yüzmeyi ve dalgalarla boğuşmayı özlemişti kadın.
aslında o güçlü bir kadındı. belki bir sarhoş gibi sendeleyip düştüğü anlar
olmuştu belki dalgalar ona vurduğunda yaşam da düşer gibi olmuştu. ama o her
seferinde ayağa kalkmıştı... |