Birikintiler
Sabah!
Yağmur vardı yanında da çamur. Birliktelikleri hep aynıydı, vazgeçilmez
çift. Bu kadar mı yakışırdı pantalonumun paçasına bu yuvarlağımsı kahverengi
lekeler! Severdim oysa ki yağmuru. Bir de şu çamur paçamı bıraksa daha da
bağlanacaktım ama onlar bir bütündü ayrılıkları düşünülemezdi özellikle de
asfalttan nasibini alamamış yollarda.
Şemsiye!
Dedim ya ben yağmuru severdim, üstüme çamur yağmadığı müddetçe bir sorun
teşkil etmezdi ve tepemden aşağı süzülen damlalarla bir alıp veremediğim
hiçbir zaman olmazdı.
Trafik!
Mecburdum. Bu tarz bir şehire zoraki kendini kabullendirmiş bir vakaydı
artık bu.Yağmurun ne kabahati olabilirdi ki, herşey bizim yüzümüzdendi. Ben
hala yağmuru severdim.
İnsanlar!
Devamlı koşan, yağmurun gözlerinin içine girmesiyle yüzlerini buruşturan,
belki de içlerinden sürekli laf üreten, kızan-ürken-hüzünlenen-herdaim
acelesi olan silüetler. Yağmur muydu herşeyin nedeni. Sebep mi gerekliydi
ruh hallerinin değişken grafiklerine, ya da bir kaideye mi oturtmak
gerekliydi hayatı. Herkes herşeyi biliyordu da suçlu gerekiyordu. En kolayı
Yağmur'a yüklemekti. Nasıl olsa kendini savunamayacaktı. Yağmur sevilesi
birşeydi, ben bunu henüz unutmamıştım.
Saatler...
Dönüşler...
Yaşanılan mekana varışlar...
Sessizlik.
Sessizlik.
Sessizlik.
Ellerimde kovayla suları, giriş kattaki dairemden -asfalta duyduğu özlemle
üzeri karalar (zift) yerine çamur birikintileri bağlamış- sokağıma
boşaltıyorum, yağmur davetsiz misafir olmuş, kalkmış taa nerelerden evime
kadar gelmiş, yanında da annelerinin peşini bırakmayan arsız çocuklar gibi
çamuru da tutmuş ellerinden getirmiş. Oysa ki ben çamuru hiç sevmem.
Kulakarkası etmiş bu dediğimi, damlalarının dikine gitmiş.
Sanırım birşey var söylenmesi gereken.
Ben hala yağmuru sevdiğimi zannetmek istiyorum.
Bilmem acaba doğru mu yapıyorum...
- Sezin
- 03/03/2005
|