birikinti

...kenarköşe

Deniz Feneri

Balıkçı kasabası, gene güzel bir güne başlamıştı. Bu kasabada yaşamayı seviyordu. Bazen koku rahatsız edici gelsede başka biyere gittiğinde özler bile olmuştu. Marketten günlük alışverişini yaptıktan sonra deniz fenerine giden yolu tutmaya başladı. Son beş senedir deniz fenerinin hemen yanındaki evde oturan yaşlı bir bayanla ilgileniyordu. Aldığı hemşirelik eğitimi çoğu zaman kasabanın da işine yarıyordu. Yolda deniz fenerinin görevlisiyle karşılaşıp havanın çiğe durduğundan, yakında soğukların başlıyacağının belirtisi olduğunu, kaptanlardan birinin yakaladığı kılıç balığının sezonun en büyüğü olduğu gibi gündelik konularda konuştular. Bazen ürkse de kasabanın en güzel yeri burasıydı. İlerdeki büyük kayalıkları burdan rahatça görmek mümkündü. Fiyordun kıyısında tek katlı şirin bir evdi yaşlı bayanın evi.

Kapıyı açtığında hanımın herzamanki yerinde oturduğunu gördü. Gene uyumamıştı galiba. Kızıcak gibi oldu, sonra şömineyi yakmak için tekrar dışarı çıkıp odun aldı. Hanım fazla konuşmazdı, iyi eğitim almış, kültürlü bir bayandı. Giyimine ve bakımına büyük titizlilik gösterirdi. İlk günlerde bu pek hoşuna gitmemişti. Ev gereğinden fazla sessizdi. Hanımla bir kaç kez konuşma imkanı buldu.

Kasabanın balıkçıları evin açığından her geçişlerinde hanımın orda olduğunu bildikleri için onu selamlamayı adet haline getirmişlerdi. Sadece Pazar günleri kiliseye gitmek için evden çıkıyordu, sonra tekrar eve ve herzamanki yerine.Şöminenin tam karşısında, pencerenin hemen önündeki büyük koltuk. Eve girildiğinde ilk göze çarpan şey bu oluyordu. Hanım burdan sürekli olarak açık denizi gözlerdi.

Hanımı tüm kasaba tanırdı ve eşinin trajik kazasını. Balık sezonun açıldığının onbeşinci gününde açılmıştı denize. Balıkçılıktan sadece kasabanın barında yapılan muhabbeter dışında pek ilgilenmezdi. Gençliğinde küçük hikayeler yazardı, sonradan farkedilip, daha geniş kitlelere hitap eden, büyük bir yazar olmuştu. Araştırma gezilerinden birinde rastlamıştı bu kasabaya, insanlarını, yaşam tarzlarını çok beğenmiş hayatını burda sürdürmeye karar vermişti. Tek hayali olan yelkenlisinin inşasını da kasabadaki tershanede yapmıştı. Hayatında önemli olan iki şeyden biriydi bu tekne. Her tahtasına ayrı bir özen göstermişti. Denize açıldığı gün tüm balıkçılar kıyıya dönüyordu ve ona açılmamasını gelen fırtınanın çok büyük olduğunu söyleseler de o gene de açıldı. Küçük bir tür atıp dönücekti, aniden bastıran fırtına ve o gece deniz fenerinin yaptığı arıza nedeniyle birtürlü yolunu bulamadı.

Kazadan sonra tekneden karaya vuran tek parça üzerinde teknenin ismi yani eşinin adının yazılı olduğu can simidiydi. Hanım buna bir türlü inanmıyordu. Yıllardan beri denize açıldığını bir şekilde kurtulmuş olabileceğini ve birgün geri döneceğini söylüyordu. İsteği üzerine deniz fenerinin yanına küçük bir ev yapıldı. Uzun bekleyiş bundan sonra başladı. Yaşının ilerlemiş olması sağlığına gereken özeni göstermemiş olması kasabalının hoşuna gitmemiş ve ona bir bakıcı tutmuşlardı. Çünkü hanım kasabanın deniz fenerinin tüm bakım ve onarımlarının masraflarını karşılamak için bir vakıf kurmuştu. Balıkçılar ona minnettarlık duygularını bu şekilde gösteriyorlardı.

Pazar ayininden sonra kilisenin bahçesinde küçük bir kermes düzenleniyordu. Bunu fırsat bilip hemen günah çıkarma odasına yöneldi. Peder`e " Seven iki insanın birbirine kavuşması için gösterilen herhangi bir çaba günah mıdır?" diye sordu. " Kesinlikle değildir." İçinde garip bir rahatlamayla kermesin yapıldığı yere hanımın yanına gitti. Bir müddet daha orda kaldıktan sonra evin yolunu tuttular. Evin deniz tarafındaki veranda da bir müddet oturdular. Hava iyice soğumaya başlamıştı. Pek fazla konuşmadılar, hanımın öksürükleri konuşmalarını kesiyor, anlatmak istediklerini çoğu zaman yarıda kesmek zorunda kalıyordu. İçeriye geçip şöminenin karşısındaki yerlerini aldılar. Akşam yemeğinin hazırlıklarını yapmak için mutfağa girdi. Yemekten önce alması gereken ilaçlarını hazırladı. Yemek sırasın da hanımın gözü sürekli dışardaydı.

İki ay sonra gene sabahın ilk ışıklarıya markete girdi, günlük alışverişini yaptı ve deniz fenerinin yolunu tuttu. Beş senedir hep bu saatlerde karşılaştırdıkları deniz fenerini sorumlusu bu sabah ortalıklarda yoktu. Belki de bakım yapıyordur diye düşünerek eve doğru adımlarını hızlandırdı. Yağan yağmur üstündekileri sırıl sıklam etmişti. Yüzünden akan damlalar boynuna doğru süzülüyordu. Bir an evvel eve girip şöminenin karşısında ısınmayı hayal ediyordu. Eve çok yaklaşmıştı ki arkasından birinin ona seslendiğini duydu. Bu postanede çalışan gencin sesiydi. Elinde büyük sarı zarflardan birini sallıyordu. Yanına geldiğinde zarfın hanıma geldiğini ve ona ulaştırmasını istedi. Zarfı adını daha önce hiç duymadığı biri göndermişti. Üzerinde sadece hanımın adı soyadı, kasabanın adı ve ülkenin ismi vardı. Zarfı elindeki torbanın içine koydu, teşekkür edip yoluna devam etti.

Evin dışında görevliyi gördü, saçağın altında yere çömeliş elindeki uzun dal parçasıyla sürekli toprağı eşeliyordu. Yağmurun şiddetinden kasabaya dönmektense hanımın yanına gidip ısınmayı düşündü herhalde, dedi. Yaklaşıp selam verdi. Görevlinin yüzünden sadece yağmur damlaları süzülmüyordu, gözleri, gözleri doluydu ve akan damlalara izin veriyordu. Kapıya hızlı adımlarla ilerledi, açtığında hanımı aynı yerinde gördü. Dışarı bakıyordu, şöminede gece gitmeden önce attığı odunların közleri duruyordu. Dışarı çıkıp kuru odunlardan seçti içeri girmesi içinde görevliye başıyla işaret etti. Görevli yerinden bile kıpırdamıyordu. Şaşırdı, elindeki odunlar birden yere düştü, hanıma doğru hızlı adımlarla ilerledi. Gözleri kapanmıştı. Uyuyor herhalde diye düşündü. Nefes alıp verirken ağzından çıkan buharları hanımda göremiyordu. Nabzını kontrol etti...

Olduğu yere yığılmıştı, elinde ıslak bir  bezi yüzüne süren görevliyi gördü gözlerini ilk açtığında. Tekrar hanımın koltuğuna baktığında onu göremedi, görevli onu kanapenin üzerine taşımış, üzerine bir battaniye örtmüştü. Telaşlı telaşlı evin içinde dönmeye başladı. Kapının girişindeki odunları şömineye götürdü, yaktı. Sonra senelerdir emek verdiği hanımının yanına gidip soğuk elini tuttu. Kendisinin bile duyamıyacağı kadar kısık bir sesle

" Umarım yaptığımdan ötürü beni bağışlarsınız. Sizi kocanıza kavuşturmak için yaptım."  Mutfaktaki ecza dolabından hanıma verdiği öksürük şurubunu lavaboya boşalttı. İçine olamsı gereken şurubu koyup yernine kaldırdı. Hanımın ölümü tüm kasabayı derinden etkilemişti. Cenaze büyük bir titizlikle yerine getirildi. Kasabadaki herkes ordaydı. Büyük ve sessiz topluluk mezarlığa doğru ilerlerken en önde o duruyordu ve pederle olabildiğince göz göze gelmekten kaçınıyordu. Tüm işlemler bittikten sonra evi toparlamak için yola koyuldu. Ev artık eskisinden daha sessizdi. Hanımın tüm eşyalarını büyük bir itinayla katladı ve büyük sandıklara koydu. Evi temizlemeye başladığında antredeki torbayı gördü. Kenara itilmiş, gardıropun altına doğru kaymıştı.

Yerden torbayı aldı, içindeki zarf aklına geldi. Hanımın yernine oturdu, zarfı özenli bir şekilde açtı. İçinden bir mektup ve bir fotoğraf çıktı.  Mektupta, hanımın kocasının kaza sonrası bir yük gemisi tarafından kurtarıldığı, başına aldığı bir darbe sonucu uzun seneler yoğun bakımda tedavi edildiği, tedavi sonucunda hafızasının tekrar yerine geldiği ancak bacaklarındaki felcin iyileşmediği, istenildiği taktirde ülkeye gönderileceği yazıyordu. Fotoğrafta ise eliyle, ben iyiyim, işareti yapan hanımın kocası vardı.

Kasaba halkı, hanımın bakımını yapan bayanın, üzüntüye dayanamayıp  uçurumdan atlayıp intihar ettiğini konuştu. Pederse cenazesinde sadece " O herşeyi sevgi için yaptı, onu bağışla tanrım ve yanına kabul et." dedi.

                                             

08/12/2001

birikinti