birikinti

...kenarköşe

Karagavurun Kadir
 
Kara mayın tarlaları dökeyazmıştı bilmem kaçıncı kara kuru ölümleri. Doymazdı, şüphesiz doyamazdı doyurmazlardı. Meri keklik şakımadı; davası derdinin iki keskin ucu idi herhal çünkü hiç bu kadar mahzun değildi eskiden. Kayın gibi uslu duvarlar ardında ise, bir ev vardı. Ev değil de aslında konaktı. Yıldızlı gecelerin simi de az parlardı bu konağın üstünde karanlık gecelerinki de. Gök gürlese de aldırmazdı konak, hava açsa da.
 
Konuklar da vardı elbet bu konakta. Hem de öyle çoktular ki konağın sahipleri  bile gelenin gidenin hesabını yapamazdı. Hoş gelenler gitmek istemiyorduya... Evsahiplerinin ısrarlarına dayanamıyorlardı belkide.
 
Bir de avlusu vardı konağın ki günün belli saatlerinde güzün sararan yaprakları gibi ve onlar nasıl kopup kaçmak istiyorlarsa aynen öyle insan doluyordu. Çoban Hasan da merak ederdi: "Ulan" derdi "Bu herifler yaz gış gocca gonağın içinde gıçlarını devirip yatıyor. Hadi yazı anladık ama gışın ayazında ne bok yemeye dışarı çıkarlar bilmem ki?".
 
Konaktakiler öyle insanlardı ki Köylüler akıl sır erdiremezdi nasıl insanlar. Tek bildikleri oralara yaklaşmanın pek de iyi olmadığıydi. Saygıyla karışık bir korkuyla çekinirlerdi. Kâsım Hoca demişti bir keresinde, ecinniler basmıştı orayı. Hem niyeydi sanki sanki Çoban Hasan üç haftada sekiz koyunu çaldırmıştı. Besbelliydi kafayı yediği. Olacağıda oydu ya çok fazla dolaşıyordu "Karagavur'un" (köylüler bu adı takmıştı konağa) oralarda.
 
Bir tek Kadir vardı ordan bildikleri. Babası köyün yerlisiydi. Köyden kasabaya okumaya giden tek çocuktu. İlkokuldan sonra öyle bir kavga etmiştiki babasıyla. Herif o gün bu gündür ağzına bile almazdı Kadir'in adını. Amcası göndermişti İstanbula yüksek tahsilini yapmaya. Giderken de söz vermişti Kadir köylülere: "Hele bi geri gelem eyi edecem hepiğizi"
 
Köylüler sallamamıştı onu tâki Karagavur'un misafiri olana dek. Oraya girmişti ya artık dünya bir yana Kadir bir yanaydı. Babası bile affetmişti onu: "Asidir, ittir ama göruyonya hemşerim Garagonağa gelmiştir oglum, eyi edecek hepimizi."
 
Karagavurun Kadir kuvvetli ama çelimsiz, esmer, Kara gözleri pekte belli olmayan inceden bıyığıyla yöre insanının geleneksel tipinden hemen ayrılan bir gençti. Okurdu, severdi okumayı. Niye misafir almışlardı onu Karagavura? Niye olacak okuyor diye; okumayan adam hiç girebilirmiydi Karagavura? Peeh!
 
Köyde salınan nâmı bir yana Kadir pekte memnun değildi konaktan. Oldum olası sevmezdi böyle kapalı yerleri. İstediğinden gelmemişti gerçi. İnsanlara rahatsızlık vermeyi sevmediği halde okulu bitirdikten sonra bir o konakta bir bu konakta konaklamaya başlamıştı. Hoş o yine istemiyordu ama konak sahileri çağırıyor gitmezse ısrar ediyorlardı. Oldukça misafirperverdi konak sahipleri, pek severlerdi konukları. Ama bu konaktan yana şikayeti vardı Kadirin, okumayı sevmiyordu burdakiler daha çok tartışıyorlardı. O yüzden kitaplarını değiş tokuş edemiyordu Kadir. Nerdeyse ezberlemişti hepsini.
 
Anlamıyordu onu diğer konukların çoğu. Durmadan ya cigara sarıp gezinir ya da yatağının üzerinde kara kara düşünürdü. "Ben bu kadar düşünsem..." diyordu bir konuk "... Arşın da sırrını çözerdim şu dünyanın nasıl döndüğünü de helbet anlardım."
 
Arşın sırrı pek ilgilendirmiyordu Kadiri, o daha çok Yeryüzünü ve onun yüzelli, ikiyüz santimetre üzerindekileri düşünüyordu. Hem gezdiği konakların kazandırdığı tecrübeler hem de dolaştığı çok daha engin tarlalar ona birşeyleri sezinleme yetisi katmıştı.
 
"Öyleleri var, böyleleri var. Uzunu, kısası, şişmanı, zayıfı, esmeri, sarışını ve daha bir çok tezatta var olanları. Yalnız bir aşinalığı var hepsinin; omuzları üzerinde yükselen, küresel bir biçim. Gizemli bir oluşum. Herkes için farklı mutlaka içi bu oluşumun. Bazılarında mavilikler çok bazılarında karalar fazla. Yalnız öyle bir dağ var ki oraya tırmanmak için her yol mübah. Yaşamın gereği zirveye ulaşmak. Aslında herkez bir tepenin ayrı yamacları olduğunu fark etmeli. Ancak o zaman anlaşılacak neden bir o yöne bir bu yöne koşuşturuyoruz ve neden hep aynı yere giderken birbirimizi göremiyoruz."
 
Daha da çok şeyler bilirdi aslında ama söylemek istemezdi çünkü aktarınca başkalarına düşündüklerini hemen başka konaklardan davetler geliyordu tamda çıkmışken
birinden.
 
Yeni bir cigara yaktı Kadir, puslu duvarların arasından helaya doğru giderken ve birden...
                                         ...düştü cigarası.
                                                     Bir başkası aldı cigarayı
 
"Gardiyan" dedi, bir nefes çekti sonra üfürdü dumanı sıcacık esen yelden tarafa.

 

Şizofren
08/05/2000

birikinti