Melek'e Mektup
- Aşığım ama aşık olduğum şey yok ortalıkta. Nerde? Neydi?
Belki bir yılandı beni sokup kaçtı, belki asıl yılan benim -onun da düşündüğü
gibi- sokup öldürdüm onu ve "aşk" dediğim şey pişmanlık ile çaresizlik
arasında salınan bir hüzün oldu şimdi. Ne olduysa oldu -ve ne bittiyse bitti- beynim
artık istemeden olmadık yerlere uçup gidiyor ve beraberinde hep acı getiriyor.
-
- Beni terketti. Terkeden o mu? Yoksa suçlu ben miyim? Prensesin
dediği gibi: " O senin için sevgilisini terketti, sen terketmedin; o sana defalarca
seni sevdiğini söyledi, sen bir kez olsun söylemedin. Onu değil onları sevdin, onu
öldürdün."
-
- "Ama ben.." diye başlamak isterdim sözüme. Gerçekten
emin olsam zaten başlardım ve razı olurdum cezamı tüm acılarıyla çekmeye. Ama
işin içine sahte oyuncular girince ve karanlık kalınca bazı yerler, şüpheci beynim
acı çeken yüreğimi tutup, peşinden sürüklemeye çalışıyor. Hep daha olumsuzu
arayan düşünceler beni daha çok gözyaşının olduğu yerlere götürürken ben,
sonumu bilmememin verdiği korkuyla olup biteni-özellikle biteni- farkedemiyorum bile.
-
- Ne olduysa oldu -ve ne bittiyse bitti- belki çocukluk, belki
sapıkça bir kurnazlık, belki eziklik ve hatta belki saf bir aşk. İlişkimiz bitti.
Bir kere bile dokunamadığımız güzelliklerimizin arasındaki bağ koptu gitti.
Küçük bir oyun, bir cilve olabilirdi bu -sanırım beynimin kuytu köşelerinden
birinde hala bu umut var- ama gerçek ve acı olandı. Olanaksız olanaklar bırakarak
geride çöpe attı herşeyi, çöpe attık herşeyi. Gerçek aşkın olanaksızlıkları
aşması gerektiğini gösterircesine.
-
- Belki yine silecek zaman tüm acıları. Tekrar eski mutlu günlere
döneceğimi düşünürken onun da benden doğurduğu kederinden kurtulacak olması
üzüyor beni. Acımız bile ortaktı. Çocuklarımız oldu. Biz herşeyi bitirdik, zaman
ise geride kalanları, hüzünlü çocuklarımızı...yine de...
-
- Yine de kabullenemiyorum hala bazı şeyleri. Beynim algılamak
istemiyor dünyanın, insanların, ilişkilerin basitliğini. En ufak şeye bile mucizevi
gibi bakıyor, hayal kırıklığına uğruyorum. Bu satırları yazarken bile
inanamıyorum "olması gereken gerçekler" e. Sonra aynaya bakıyorum. aynadaki
bir çift yeşil gözde geçmişimi, geçmişimde en basit gerçekleri görüyorum.
Halbuki böyle olmaması için söz vermiştim kendi kendime. Sözümü tutmadığım
için üzülüyorum. Bundan bir ders aldığıma -son zamanlarda hep olduğu gibi-
sevinmiyorum.
-
- "İşte böyle ey melek!" Bir bilinmez masal anlattım
sana. Başı bilinmez sonu hiç bilinmez. Belki bembeyaz ruhların huzurla uçtukları bir
yerde insanlarla elele, belki kanın kırmızıya boyadığı sokaklarda bir silahla
elele. İkisi de hiç yabancı gelmiyor bana. İkisi de… İkisinin de artık bir
anlamı yok.
- Magfuego
- 14/06/2000
|