birikinti

...kenarköşe

O Gün
 
O sabahın sessizliğini hiç unutmamıştı. Sessizlikte fırtına öncesi bir durgunluğu yaşıyordu sanki.Oysa hep "Carpe Diem"e inanırdı o yıllardan beri. Peki neden böyle oldu diye düşündü kendi kendine. Yaşamını düşlerde yaşamak daha ne kadar sürecekti? Duş alıp, kahvaltı etmesi ile evden çıkması öğleni bulmuştu. Derse geç kalacağını tahmin ettiği için arabasıyla gitmeye karar vermişti. O lanet arabayı park etme derdi olmasa herşey iyi güzeldi de bıkmıştı artık insanlara rica etmekten arabasını park etsinler diye. Eski tadı olmadığını düşündü hiçbirşeyin. Hala dün gecenin güzel anıları ile doluydu kafası. Dün gece eski dostları ile La Sera'da oturup kafaları çekmişlerdi. Keşke hiç bitmese o an diye düşünmüştü. Sanki içkiden değil de mutluluktan sarhoş olmuştu. Özlüyordu dostlarını.. Bunları düşünürken de bir yandan müzik dinliyordu ve dalmaya başladı yine.. Şarkıdaki bir söz "o" nu hatırlatmıştı ona. Sonra "ayıl kızım" dedi kendi kendine.  Yoldasın. Bir kaza yaparsan görürsün gününü.. Bir an eskiden yaptığı o kaza geldi aklına. Ne kötü çarpmıştı o taksiye.. Yaşlı dede yaralanıp hastaneye kaldırılmıştı. Nasıl kötü bir andı. Yaşlı dedenin oğlu da taksiden inip üzerine yürümüştü. Yumruklarını sıkarak onun üzerine doğru.. Elleri ile yüzünü kapattığını hatırlıyordu. Sonra adam yok olmuştu ortalıktan. Kadın olmak işe yaramıştı da paçayı sıyırmıştı dayak yemekten. Ondan sonra kullanmam artık bu arabayı diye düşünüyordu, ama herkes
kullanmalısın yoksa bir daha hiç kullanamazsın demişti. Kazadan sonra arabayı kullandığı ilk gün arabayı ilk kez kullandığından daha çok heyecanlanmıştı. O gün bugündür 100 ün üstünde hız yapmıyordu en boş yollarda bile.. Fakat şu an çok farklı hissediyordu.. Hız yapmak istiyordu. Önünde olan araba yüzünden yavaşlamak zorunda kalmıştı. Yaşlı bir çift vardı arabada. Kadın direksiyondaki kocasının başını okşuyordu. Ağır ağır giden, ağır ağır yaşamın tadını çıkaran o insanlara baktı ve düşündü kısa bir an ben
nereye gidiyorum böyle diye. Yaşamının ne kadar sıkıcı olduğunu düşündü. Hep yalnızdı bu arabada. Hep tek başına... Gaza bastı ve o yaşlı çifti solladı. Sanki hız yapsa ona ulaşabileceğini düşündü. Ne saçma dedi. Sonuna kadar gaza bassa acaba ulaşabilir miydi onun olduğu yere? Kimbilir.. Gaza bastı sürekli olarak sağ ayağıyla... hiç çekmeyecekti.. Hız arttı... arttı... arttı. Düşünmek istemiyordu. Her zaman bir kaplumbağa gibi kabuğuna çekilmişti. Aşktan da hep korkmamış mıydı.. Bağlanmaktan korkmuştu,  evet her geçen gün daha çok bağlanmaktan, daha çok sevmekten korkmuştu. Hayatında hiçbirşeyi uzun sürmemişti, çünkü incinmekten, kırılınca parçaları birleştirememekten korkmuştu hep.. Yanım boş diye üzülüyorum ama aslında yanımda birinin bulunmasına hiç izin vermedim ki diye mırıldandı kendi kendine  bir an. O yaşlı çifti de ondan sollamıştı çünkü onlar gibi olamayacağını biliyordu. Endişeli ve tedirgindi.
Gözlerinden iki damla yaş aktı. Yetişmek istiyordu artık “o” na. Sonra ne olduğunu bile anlayamadan aniden frene basmış olduğunu farketti. Hayır... korkuyordu... hazır değildi henüz... Yavaşça okul kapısından içeriye girdi. Aklından Sylvia Plath’in “Ölmeye Durduk” şiiri geçiverdi o an :” Bir fren sesi / Yoksa bir doğum çığlığı mı? / İşte geldik ,ölü damlanın üstünde sallana sallana.” Park etti arabasını. Gözlerindeki yaşları sildi. Kimse anlamamalıydı acısını.. indi.. yürümeye başladı acele ile saatine bakarak.. tam zamanında gelmişti okula.. Yağmur yağdığını yüzüne değen damlalardan farketti. Her yağmur damlası aslında “o” ydu. O yanındaydı aslında... hemen yanıbaşında idi. Gerçekten de öyleydi.
fierce
29/04/2000

birikinti