birikinti

...kenarköşe

Papatya

Herşey o büyük çınarın altında başlamıştı. Tepenin tam üstünde, vadiyi en iyi gören yerdeki asırlık çınarın altında. Bir kuşun yuva yapmak için getirdiği dalların biri yere düşüp küçük bedenlere can vermesinden birkaç hafta sonra küçük papatyalar büyümeye başladı. Gündelik yaşamda olan herşey onlar içinde geçerliydi. Sabahın koyu karanlığında üzerlerine düşen çiğ taneleriyle uyanıp doğan güneşi olabildiğince zinde karşılarlardı. Hemen yanlarında küçük bir karınca yuvası vardı. Sabah sisi vadinin üzerinden kalkmaya başladığında önlerine uçsuz bucaksız bir yeşillik serilirdi.

İki küçük papatyanın arasında bi karıştan daha kısa bir mesafe vardı. Rüzgar sert estiğinde bedenleri birbirine deyerdi. Bu onları utandırır aralarında tartışmaya yol açardı. Karıncaların üzerlerinde dolaşmasına izin verirler bazende rahatsız olurlardı.

Ona daha erken kalktığı bir sabah aşık olmuştu. Bedeninden aşağıya süzülen çiğ tanesinin hiç bu kadar güzel olduğunu farketmemişti. Bir müddet onu rahatsız etmeden seyrettikten sonra günü beraber karşıladılar. İçinde garip bir duygu vardı ve bu onun ne anlama geldiğini bilmiyordu. Köklerini olabildiğince derinlere itme isteği biraz da olsa ona yakınlaşmak için harcadığı çaba... Akşamüstü bunun ne olduğunu çınara sordu. Ama diger papatyanın duymasından korkuyordu.

- Pardon birşey sorucaktım.
- Peki sor bakalım!
- Sabahtan beri sanki köklerimde kurtlar dolaşıyor.
- Anlamadım!
- Ben de sebebini bilmiyorum ama öyle oluyor. Sanki tüm bedenimde milyonlarca karınca dolaşıyormuş gibi. Güneş sanki hiç üzerimden gitmiyormuş gibi bi sıcaklık var bedenimde.
- Nasıl bir sıcaklık?
- Anlatamıyorum ki. Hani geçenlerde yağmur yağmıştı...
- Hatırlıyorum.
- O zamanki heyecan var ama hiç gitmiyor. Sonra bedenimde garip şeyler olyor.
- Du bakalım hele! Sana bir soru da benden.
- ....
- Sanki köklerin daha bi derinlere gitmek istiyor ama sen onlardan kurtulup hareket etmek istiyorsun di mi?
- Evet.
- Küçük dostum, sen aşık olmuşsun!
- ....

Aşık olduğu fikri ona pek hoş gelmemişti. Düşünmeye başladı. Gerçekten aşk böyle birşey miydi? Öyleyse aşk çok hoş birşeydi. Bunu ona söylemeliydi. Ama nasıl?

Çınarın yaprağı usulca karşıladı ilk yağmur damlasını, papatyanın üzerine düşmesine izin verdi. "İşte yine aynı heyecan, işte yine köklerimde karıncalanmalar..." Yağmurdan kaçar gibi yapıp O'na yanaştı. İkinci damla tam aralarına düştü, iyice yanına sokulmuştu. Sanki bir üçüncü damla bekliyordu söylemek için herşeyi. Çınarın yapraklarına doğru çevirdi başını, işte oradaydı; Son Damla! Yavaş yavaş süzülüyordu havada ve her geçen saniye damlaya daha çok yaklaştı. Artık köklerinde o karıncalanmalar da yoktu, o kadar hafiflemişti ki... Damla yaklaştı...


"Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor ve seviyor; aşkım bak seviyor çıktı!!!..."

Beholder
01/06/2000

birikinti