birikinti

...kenarköşe

Pislik 17

Kalacak eşek. Oturmuş tez günlüğünü yazmamı söylüyor. Ben de yazıyorum. Naif; temiz. Herşey güzel.

Üç gün önce başladık. Aslında benim de bir bitirme tezim var; artık yüksek lisansı bitirmeliyim. Bunu çok düşündük beraber-ben ve Evrim-neden tez yazıyoruz, neden içemiyoruz, içiyoruz da neden rahat rahat içemiyoruz. Karaciğer kanseri ve siroz. Bundan da korktuğumuzu düşünüyoruz. Ama işte; tez...

Normalde insanlar yaptıklarını belgelemek için böyle uğraşlar içine girerler. Bizse yapılmamış olanı belgeleyebilmek için uğraşıyoruz. Yazıyoruz. İçiyoruz. İçiyoruz. Yazamıyoruz. Ama içiyoruz. İstikrarlı. Dediğim gibi; naif ve temiz.

Bir ara güzel bir içerik oluşturduk. Ayıktık ama. Sonra bir şarap molası verdik. Üçüncü şişede geleceğimiz o kadar güzel; o kadar belirgindi ki. O makine mühendisi olmuş; ben felsefe diplomalı bir elektronik mühendisi-ve yüksek lisansım bile var. Hayat güzel; aşk var, içki var, kokoreç var elbette bir de. Düzinelerce midye.

Olmadı ama. Gerisi gelmedi. İlham tanrısı ve biz. Eşine tecavüz ettiğimizi düşünen bir tanrı ve biz tabii ki. Korkunçtuk. İçmeye devam ettik. İçtik içtik içtik...

"Halka 2'yi izleyelim!"

İzledik.

Bira, bira ve bira, ve şarap ve bira.

Offf...

"Jackass’i izleriz bundan sonra!"

Kahrolası güneş enerjisi sistemleri, kojenerasyon, fotovoltaik sistemler...

Bütün bunları düşünerek uyumaya çalışmak ne kadar korkunç...

Okulu da ektim üç gün boyunca. Gerçi felsefe dersleri fazla ağır değil ama; yine de kendimi iyi hissetmiyorum bu konuda. Annem arıyor. Nerdeyim? Uyuyor muyum? Neden eve gitmiyorum?!?

Askere gitmek istiyorum ama bu tez var. Tezi vermek istiyorum ama veremiyorum. Beni askere almıyorlar. Askere gitmek istiyorum ama... Lanet olsun!!! Ben neden tez yazıyorum yahu?!?

İçelim...

Çıplak Öğle Yemeği'ni seyrettikten sonra kendimi farklı sanmıştım. Ama sıradanlar anlatılıyordu filmde aslında. Benim sıradanlarım. İşte yine bir başka sıradanlığımı yaşıyordum Evrim'in evinde; şişeler arasında, tez var yazılacak. İkimiz de korkuyoruz. Çok korkuyoruz hem de. Ama nasılsa takmamayı beceriyoruz; ölü toprağı, pornografi, c vitaminli aspirin ve işte iç dünyamızın yansıması...

İkinci gün mükemmel bir ızgara köfte yedik. Mühendislik ve refah hayatlarımızın daha ne köftelerle geçeceği konuşuldu yine. Bir tekne alıp körfeze açılmak. Ölmemeye çalışmak, hayata anlam yüklemek. Ya, neden bu kadar silik bir intihar nedenine sahibiz ki? Alt tarafı bir tez...

Gitar yok bu evde. Dolayısıyla bilgisayara yapışmak gerekiyor. Anouk? Eskidi mi? Portishead? Üstü azcık Aerosmith? Era? Enya? Ah ah ah! Iron Maiden?!?

İşler yolunda değil! Bitmeyecek! Hiç biter gibi bile yapmadı. Umutsuzluk nasıl bu kadar keskin olabilir? Umutsuzluk çekerken bile biraz umut vardır. Bunu Nietzsche'den çıkardım; eğer umut en fazla acı çektirense...

Of of of; canım yanıyor işte; daha fazla acı daha fazla sorumluluk, daha fazla endişe...

Ne için?

Bitmeyecek ki...

9 bira daha... Sonra yazarız... En kötü günümüz böyle olsun... Ne dedim ben?!?

Olmadı ki bu şimdi günlük... Olsa olsa hezeyan...

Napalım... Şerefe....
 

CaesarAug
17/01/2005

birikinti