birikinti

...kenarköşe

Pislik 19

Ölmek o kadar kolay değil.

Bütün hayatınızın ne şekilde geçmiş olduğunu ister istemez hesaplıyorsunuz. Bu hesapta hoşunuza gitmeyen noktalar varsa, ya görmezden gelmek, ya da düzeltmek şeklinde iki seçenek çıkıyor karşınıza. Eğer görmezden gelirseniz, işleme devam edebilirsiniz; öldürme isteğiniz artacaktır zaten. Görmezden gelerek acı çekmeye devam edersiniz çünkü o olumsuzlukla ilgili olarak. Düzeltmek ise zor kısımdır; yaşayıp bir eylem gerçekleştirmeniz gerekmektedir.

Bugün yine kendimi tarttım. Prozac kürüne başladım bilmemkaçıncı kez yine. İşe yarıyor mu? Bilmiyorum. Birileri, kullandığında kullandığını farketmiyorsun ama kullanmadığında kullanmadığını farkediyorsun demişti. Donuk bakış yerleştiricisi mucize ilaç... Esneme isteği... Anlamsız düşünce tetikleyici...

...

Çok uzun çalmadı telefon.

“Orospu çocuğu” dedim, “Bu gece gelip öldüreceğim seni.”

Kapattım.

Her şey yolundaydı. Her şey olması gerektiği şekilde ise bir şeylerden şüphe etmek gerekir. Ben hayatla oynadığım kumarın farkında bir kişi olarak bilinçli bir şekilde bu şüpheden uzak durdum.

Tabancamı aldım yanıma. Bir tane valium, biraz kahve, biraz viski; kendimi kaotik bir ruh durumuna sokuncaya kadar bunları mideme sırayla indirdim.

Saat onu geçtiğinde arabamın motorunu çalıştırdım ve zaman geçirmeden gaza bastım. Ok gibi fırladı külüstürüm; virajları hızla geride bırakarak evine doğru ilerledim. Çok zaman almayacaktı.

Apartmanının önüne park ettim. Dolunaydan biraz ufalmış gök feneri sokağı lacivert bir karanlığa daldırıyordu. Apartman kapısı açıktı. Asansör yerine merdivenleri tercih ettim. Kapısını çalarken tabancamı sağ ceket cebimin içinde kavradım.

Birkaç saniye sonra açıldı. Elinde, ilk bakışta matkaba benzettiğim bir alet vardı.

“Seni bekliyordum” diyerek matkap görünümlü aleti sağ bacağıma doğrulttu.

Diz kapağımın birkaç santim üstünde bir acı hissettim. Onluk inşaat çivisi neredeyse tamamen gömülmüştü etime. Sağıma doğru alçalırken cebimden çıkarmadan tabancamı ateşledim. Sol koluyla göğsünün arasında kırmızı bir leke oluştuğunu gördüm. Sol elimle çivi makinesini yakalayıp elinden sertçe çektim. Boğuk bir çığlık attı-umutsuz. Önüme doğru eğilen başını yakalayıp iki kez tam tepesine onluk çivilerden çaktım. Azıcık hırladı.

Çok fazla kan akmadı. Yere devrildiğine, sol tarafındaki yaradan başındakilere oranla çok daha fazla kan kaybettiğini gördüm. Benim bacağım da fazla kanamamıştı. Çiviler iyi tampon görevi görüyordu anlaşılan.

Apartman kapısından sokağa çıktığımda ortalık girerkenki gibi lacivertti; hiçbir değişiklik olmamıştı.

Arabamın kapısını açıp koltuğa yerleştim. Canım yanıyordu ama çivinin içerde olmasının verdiği garip duygu daha baskındı. Motoru çalıştırdım.

Geceye doğru uzun bir yolculuğa çıktım.

 

CaesarAug
07.09.2006

birikinti