| Pislik 3 Zor bir akşamdı. İki film izledik, sonra da yeni montajlayacağımız porno filmlere göz attık. Zor değildi aslında ama işti işte; yapılması zaman alırdı her zamanki gibi. Dolaptaki son birayı da dipleyip iki arkadaşıma iyi geceler diledikten sonra sırt çantama "iş"leri yerleştirip eve doğru yola koyuldum. Yağmur yağıyordu-ne pislik, berem ıslanacak ve yağlı saçlarıma su sızacaktı. Yürüdüm. Bulutlara rağmen ay kendini gösteriyordu. Erkektim ben, bir bira daha açmalı ve eve kadar onu da bitirmeliydim. Yirmidört saat açık marketlerden birinde durdum ve iki şişe aldım. Birini açıp ayışığında ilerlemeye devam ettim. Zor bir gece olmaya devam ediyordu- her şeyden önce midem sinyal veriyordu. Her seferinde jilet yutmuş gibi olmaya alışmıştım ama yine de zor geliyordu işte. Bir bira, bir bira daha; ama ayılınca herşeyn eski haline dönüyordu ve bundan iğreniyordum. Kurtulmalıydım. Onur'un evine gitmeyi düşündüm bir an. Tam bir işe yaramazdı ama akşamları yapacak iş bulamayanlar için gerçek bir oyalanma fırsatı olduğu söylenebilir. Ona doğru yürüdüm ama sokağına gelince iyi bir fikir gibi gelmedi-saat 2'di ve sıkıcı bir şekilde biten "zor" bir gece olmamalıydı bu. Onur'un ışığını gördüm ama kapıyı çalamayacak kadar uzaktaydım artık. Eve yaklaşırken herşeyin aynı olduğunu bir kez daha dehşetle
farkettim; aynı sokak, aynı lamba, aynı dağınık çöp kutusu ve aynı pislik
yuvası. Asla düzenli biri olamayacaktım-bu en iyi yaptığım işi bile düzene
sokamamamdan belliydi. İçtiğim biraların şişeleri ve kutuları bahçedeki su
deposunun çevresine gelişigüzel yığılmıştı. Hayatımın bir tasviri gibiydi bu
yığın; sıradan ve dağınık. Televizyonda tek kanal olması bir avantaj aslında. Biraz izledim ve kendimle kalmamın daha iyi olacağını düşündüm. Dışarısı soğuktu, ev de soğuktu ve soğuk beni düşüncelerimde yakalayamayacak kadar bayağı bir şeydi. Kendimindim. Radyomu açtım. O bile benim değildi. Ne sinir bozucu-iğrenç insanlar müzikten bile anlamıyorlar. Tekrar kapattım. Bir-iki kız arakadaşımı aradım-bu en berbat fikirdi, hepsi uyuyorlardı ve bana biraz çıkıştılar bu yüzden. Anlaşılan herkesin erkeği yanındaydı ve tek yalnız bendim. Hayatın gaddar olduğu konusunda hükümlerde bulunmak istemiyorum ama bazen gerçekten hassas yerlerimizi sıkmıyor mu sizce de? BU kadar işin gücün içinde bir de onu bunu dikizlemek, yatağa atmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Ya da akşam ne yemek istediğimizi belirlemek zorunluluğu şaplak gibi iniyor ensemize. Bir bira daha açtım. Bitirince uyumalıydım. Yine başka bir gün gelecek ve ben vaktinden önce bekaretini yitirmiş bir kız gibi kalakalacağım zamanın acımasızlığının orta yerinde. Bir gün daha olacak, ve sanırım yine o kahrolası güneş
zamanında doğacak.
|