...kenarköşe

Rüya

Kapıyı çekip çıktığında saat sabahın dördüydü. Gördüğü garip rüyaya kafası bozulmuştu. Bir türlü anlam veremiyordu. Rüyasında küçük bir kız ona doğru koşuyor, yaklaştıkça büyüyor karısı oluyor bir adım kaldığında elinde sakladığı bıçağı çıkarıp tam kalbine saplıyordu. Telaş içinde kalktığı için sonra ne olduğunu bilmiyordu.

Terlemişti atletini değiştirip kendini dışarı attı. Sokaklar sakindi herkes derin uykuda olmalıydı, birkaç yanan ışık gördü. Muhtemelen yaşlı insanlardır diye düşündü. Annesini de geceleri uyku tutmaz kalkardı. Aklını hala gördüğü rüya kurcalıyordu. İlerdeki çocuk parkına gitti bankın birine oturdu ve sigara yaktı. Bir müddet dumanın havadaki dansını seyrettikten sonra rüya hakkında tabirler yapmaya başladı. İlk önce küçük çocuk; acaba karısı hamilemiydi ve doğum sırasında çok sevdiği karısı ölecekmiydi. Ama karısı ölecekse niye ona bıçak saplıyordu. İyice aklı karışmıştı. Daha önce de buna benzer aklını karıştıran bir rüya görmüştü. Önem vermediği rüyada arkadaşı ile deniz kenarına gitmişler arkadaşı sahilde boş duran sandala binip ufka doğru kaybolmuştu. Giderken de “ Dostum seninle paylaşmak istediğim o kadar çok şey var ki “ diye bağırmıştı. Ertesi gün arkadaşının ölüm haberini almıştı.

Sokakları temizleyen araçların gürültüsüyle irkildi kendine geldi. Hava aydınlanmaya başlamıştı. Gözlerindeki arkadaşı için düşen yaşları sildi. Bir sigara daha yaktıktan sonra sabah ayazında üşümüş bir şekilde kollarını ovuşturmaya başladı. Birkaç kuşun ilerden öttüğünü duydu. Sabah oluyordu, zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Mahallelerindeki fırına doğru yürümeye başladı. Çocukluğu ve gençliği bu mahallede geçmişti. Arkadaşıyla da sokak aralarında yapılan şu herkesin zamanın en iyi futbolcularının olduğu karşılaşmalarda tanışmıştı. Daha sonra yandaki apartmana taşınmalarıyla daha da yakınlaşmıştı. Aynı okullara gitmişler hatta aynı üniversitenin farklı bölümlerinde okumuşlardı. Öldüğünde yıkılmıştı. Lisedeyken beraber ders çalışırlar sabaha karşıda, doğru fırına gider sıcak ekmeklerden alır kahvaltıya kadar açlıklarını bastırırlardı.

Ekmeği aldı ucundan küçük bir parça kopartıp ağzına attı. Evin yolunu tutarken şafak sökmeye etraf aydınlanmaya başlamıştı. Yolda birkaç araba gördü, her halde işlerine gidiyorlar, diye düşündü. Sokaklarının başına geldiğinde üst katta oturan emekli öğretmeni gördü. Emekli olduktan sonra eğlence olsun ve yalnızlığını gidersin diye köpek almıştı. Onu sabah yürüyüşüne bu kadar erken çıkardığını bilmiyordu. Gözleriyle selamlaştılar; ama öğretmenin gözlerinde hayırdır bu saatte dermiş gibi bir ifade vardı. Gülümsedi, ekmeği gösterdi. Sokak kapısını sessizce açtı, kimseyi rahatsız etmek istemiyordu. Evin kapısını açtığında salonda oturan birinin olduğunu hissetti. Karısı abajurun ışığı altında oturmuş ona hayretle bakıyordu. “Neredeydin, nereye gittin?”sorularını duymadan elindeki ekmeği gösterdi. Sonra karısına doğru yürüdü. İçinde garip bir ürperti ve telaş vardı.

Oturduğu koltuğun yanına geldiğinde yere oturdu ve başını karısının dizlerine dayadı. Uzun çalışma saatleri ve yorgun geçen hafta sonlarında onunla ilgilenemediğini düşündü. Sonra aklına ona uzun zamandır “Seni seviyorum” demediği geldi. Başını kaldırıp gözlerinin içine baktı ve ona ilk kez dediği zamanki gibi garip bir heyecanla sevgisini söyledi. Karısı bu garip elektriği biraz garipseyerek karşıladı. Saçlarının arasında elini şöyle bir gezdirdikten sonra bu sevgiye karşılık verdi. İlk defa bu kadar erken kahvaltı yapmak için hazırlığa başladılar. Pek konuşmuyorlardı sadece birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı.

Aklına rüya gelmişti, belki de sorun buydu karısı onunla ilgilenmemesini ve kaybolan sevgileri için kayıtsız kalmasından dolayı kızıyordu. Ona doğru bir hamle yapıp kollarının arsına aldı “Seni ihmal ettiğim için ve sevgimi sana dile getirmediğim için özür dilerim dedi.” Uzun bir süre böyle sarılıp kaldılar. Sonra karısının yüzünde nedeni belirsiz bir acıma belirdi, kendinden uzaklaştırarak;

“ Ben boşanmak istiyorum....”

Behoder