|
Sapır
- Mermer kadar ağır ve sabit bir şeyler kımıldamıştı içimde. Tak etmişti. O andan beri anlam yüklemediği bir yılgınlık, esneyiş, dayanma isteği... demire
dayadı kafasını. Midesi asit suyu içmiş gibi daha da deliniyordu bu sabah. Kan
çanakları ardından kokluyordu havayı. Yalnız başına, dizinin ağrısına fazla takılmadan, aman abi bulaşmadan, sıyrılarak
yaşamayı umuyordu bugün de. Bir müzik söylense, belki iyileşebilirdi. Sonra uyumaktan bile korktuğunu anımsadı. Yalnızdı ve gece bulanıyordu gözlerini yumduğunda. Katır kutur etti yüreği. Daha ne görmüştü ki, Nietzsche’yi sevsin?!
Bitirilmiş aşklarımın en üstüne koyuyorum seni. Mide özsuyum boğazıma kadar tırmanmış. Ağzımda
leş tadı.. hareketsiz kalmayı tercih ediyorum her bağlanmamda. Ne başlangıcı, ne sonu oluyor hepsinin, hiç birinin.
Şimdi gitsem? Nereye gelmiştim ki, gideyim diye sorabiliyorum kendime ancak. Çat
kapı bir aşk, belki güzel olmayan bir arkadaşlıktı, algısız yaşanan bir kavram gibi. Yalan bişey.
İki, üç adım geriden geldik hep. “biz” dememek için. Bir benciller düellosuydu. Can yakıyordu. Ben bir sigara daha yakıyordum. Kanın çekilmiş, daha ne kadar soluyabilirdin? Sarılmadan.
Hayatı bırakıvermek içinde. Bağlı bir çiçek gibi göçmeye çalışmak? Boşuna bir
aşktı işte. Biliyorduk. Bilincin tam tepesindeydik. Ben kendimi rahatlatıyorum 1. çoğul
şahıslarla, yanıma bir rakı şişesi alıyorum. Şöyle tüllü, kocaman, rengarenk bir etek giyiyorum boğaza
karşı rakı kusuyorum. Küfür etsem ne yazar? Duymuyorsun bile beni, susuyorsun ve neden bir satranç tahtasına çeviriyorsun beni? Kütleşiyorum, kareleniyorum, kırılmıyorum gün geçtikçe.
Sen tellerin ardından seviyorsun beni. Benim seni sevmemi engelleyerek. Haksızlıkla. Eşitsizlikle. Ellerim cebimde
sokağında yürümekten ve kendimi biraz daha soğuk olan geceye teslim etmekten başka seçenek bırakmayarak. Bir asit salgılanıyor, bacaklarımı hissetmiyorum. Öyle ağrılı yürümüşüm ki. Sigaradan nefret ediyorum, oysa ağzımda, elimde,
kulağımın arkasında ve çantamda. Hep sigara var. Kalbimi zehirliyorum, asıl amaç bu. Yüz yüze birkaç görüşme çıkıyor
kağıtlarda. Çok telveli olanlarda. Sen hasta oluyorsun. Kolların bacakların
yazı oluyordu. Bakirelik kokuyordu. Çocuktu falan filan. Hep öyle kalmayacaktı. Ama öyleydi.
Ziller çalıyor. Ziller şıkırdıyor bir yerlerde. Ödüm bokuma karışmış. Nasıl birden bire bembeyaz kesiyorum. Ellerim bumbuz, boğazımdan tükürük çekiliyor. Korkma bebeğim. Sevgin olucam. Sokul bana. Uyan uyan bir rüyadan... çok geç olmadan!
Hakan! Kimsen tanımıyorum seni ve sende biliyorsun ki buradaydık bir süre
daha.
|