birikinti

...kenarköşe

Suretini Boşver

Dün gece sokağa çıkınca karşımda seni görmek hayaliyle indim merdivenleri, yoktun.

Yağmur çatısız evlere yağdı o vakit. Yolu bilerek uzattım. Adımlarım küskündü birilerine. Sessizce yürüdüm, gözlerim düştüğü çıkmazlara koyu bir yalnızlıkla sarıldı. Kanadının renkleri solgun bir kelebek ürkekliği ile kondu isimsiz bir çiçeğe. Ürperdi ve kendine döndürdü ayın ışığını. Düş hüznüyle yıkadı içinin avlusunu. Bir oturak buldu yerleştirdi gönlünü zarifce. İniltileri duya duya iç çektim gece vurmaktaydı yüzümün esmerliğine. Kayıp bir kentliydim, senden yana yokluğum.

Hayallerinin  arasında bir sentez yaptım en iyi görüntüyü yerleştirdim, kalbimin üstüne. Bir tepedeydin. Gökyüzünün açıklığından faydalanıp dualar ediyordun içinden. Tek bir doğruyu bulmuş olmak ümidiyle, sözcükler arasında kayboluyordun. İçinin çöllerinde fırtınalar  kumların sarısını gözyaşlarınla tanıştırıyor. Bilmediğin bir hiçlikle şiir lezzetinde harmanlayıp içiyordun leylinde gecenin. Ismarlama sevgilerden korkuyordun. Meskenlerin çatısızlığında duygularının kokan yanı bilmedik hazların esiri haline getiriyordu seni. Bir bardak çay içmen kafi idi. Sen çoklukta buluyordun içinin yokluğunu...

Suretini boşver. Meşgule düşüyor çevirdiğim telefonlar, vakit sanıldığından kısa, gözler leyla ile kays`ı görmek diliyor. Kendi seslerinden yön değiştiren aşkın nelere yol açtığını dinlemek istiyor.

Bir dağ kulubesinin önünde ki taşların üzerine oturmuş geçmiş yazlarını, kavak yellerini düşünüyor bir adam. Gökyüzü görülmeye değer bir duygusallıkla komşusunu yalnız bırakmıyor. Uçurum önüne gelip yönünü sevdaya döndürdüğünde daha çok küçüktü. Saçları kısacık elleri yara içinde, dizlerine sarılıp, içimdeki sıkıntı ne düşünüyorsun?; diye sordu. Ya kayıp ya zafer yol almalı insan düştüğü çukurlarda oyalanmamalı. Yaslanma kalbim diren ve kazan sonunu bilmediğin bu oyunu. Gözlerin hep arasın kazanacaklarını.

Bir damla ışık yok mu? Yolun kayganlığında düşmek acıtmak hüzünleri, ne yazık kimseye güvenimiz kalmamış. Yeşil mi hala denizler içinde gözyaşlarını bildiğim balıklarla. Ağların nasırlı ellerle örüldüğünü biliyorum. Cümlem biliyorsun değil mi herkes kendine örer özel yalnızlıklar. Biliyorum kapı önlerinde karşılaşmayacağımızı.
          

Adını bile bilmiyorum yalancı şafakta göründün yüzüme. Üzüm salkımlarının altında oturuyordum, sineklerin vızıltısında yıldızların birinde küçük  prens olduğunu anlatan yazarı düşlüyorum. Gülün nankördür ama senindir. Adını bilmem gerekmez. Bir bardak çay doldur kendine. İki yabancının birbirine anlatacakları bir şey yoktur diyenler yanılırlar. Çocuk kalbim kedisini, armut ağacını, güneşsiz günlerini , gülmelerini ve bir sürü güne yayılan cansızlığını anlatır. Çardakta ki üzüm salkımlarının arasından sızan ışık kümesinden güç alır. Çayı şekerli severim. Ağaçları yapraksız düşünemem. Yıldızlı gecelerde uzak gezegenlerde yaşayan akrabalarımın şakaları ile sevi yaşarım. Sen ne anlatacaksın? Yürek sandalının tersine çevrildiğini mi, asvalta yapışan tükürüğünü sökemediğini mi?  

Aç önünde duran kitabımın 17 sayfasını, kurumuş mimozaları gürdünmü onlar geç kalınmış bir ömrün kokusunu taşıyor solgun renklerinde. Benim çoklukta bulduğum yalınlığı. Dün unutamadığım yaraları. Sesine ne oldu? Hiç görmek istemedin mi içinde kaynayan kazanları...

Elimdeki sıyrıktan başka bir şey kalmadı geçen yazlardan.mevsimin kendine özgü sıcaklığını bir yana bırakıyorum. Ayak izlerimi düşürüyorum gölgemin başladığı yere suya isimler karalıyorum, gidiyorum. Şehrin hüzünlerin esiri olurken, sabrımı aşıyorum boyumu aşıyor sözlerinin derinliği. Yere serilen gazete kağıdının üzerindeki kadın gülümseyişinde buluyorum müsvette sevinçlerin tedirginliğini.

Gecelerin içinde yıldızları kovaladım suretin diye. Bulutların apak apak beyazlığını ellerin saydım. Denizin dinginliği küsmüşlüğündü. Şehir içi otobüslerinin geçişi ayrılığımızdı bir birimizden kaçar gibi. Yarım sözcükler buldum yastığımda, sen söylemedin bildiğim sözcükleri. Bir ucunda ben vardım dünyanın, öyle düşünüyordu. Gidiyorum şimdilerde beklentisiz biçimde taşmaya. Kısacık düş dönümlerim var, geriye işliyor rüyalarım. Kaç vakit yabancıyım menziline...

El gibi az anlasan da / yüreğimin tedirginliğini/ yabancısı değilsin düşlerimin/ fesleğenlerime su ver/ üşütme/ gün dönünce kapat pencereleri/ perdeleri çekme/ akşam ışığı değecek fesleğenlerime...
                                                                                                            

 

Serkan Türk
radyofilm@gencmail.com
14/06/2000

birikinti