...kenarköşe

Toplumun İntiharı

Uzun süredir görmedigim arkadaslarimdan birinin geçtigimiz günlerde intihar haberini duydum.. Bünyesi uzun süredir bu ani bekleyen ölüme galip gelmisti. Isgüzar topluluklar buna gerekçeler bulmak arayisindayken, arkadasimin da benim de kirli kan sirkülasyonuna maruz kalan bedenlerden oldugumuzu düsündügümde saglikli bir saptama yapabilecegimi anladim..o sadece ölmek istedi...

"Alt Kültür" yaftasiyla kabul edilip, burjuva takiminca -ki bu da bir sinif degil- lagim gözüyle bakilan kültürün yapicilarinin ve hissedarlarinin kafasindan neler geçiyor dersiniz? yeralti gibi gayet pesimist bir adla bahsedilen bu bir avuç insan ne yapiyor da üvey evlat muamelesi görüyor toplumda?:)))

Gizli sanatkarlari ve yapici-yikici yönleriyle kaliplara sigdirilma çabalarindan ustaca siyrilan bir mitos...kendini belli etmese de toplumun temel sosyal statüsünü önemli oranda içten ele geçiren alt kültür..onlara isim verdikçe kendimi kötü hissediyorum çünkü "esit olanlar" ve "daha esit olanlarin" siniflandirildigi bu komik dünyada, günde milyonlarcasini imal ettikleri microchipler gibi hissetmek istemiyorum kendimi...

umutlariyla (pamuk ipligiyle) yasama bagli, uygarlikta mevcut ironiklesmeyi durdurmaya çalisan, ödülle ceza istemeyen bir avuç insandik önceleri...yasamak sanatti, kurtulmaya çalistigimiz ve her geçen gün ölüme bir ivme ile yaklastigimiz bir kiskaç degil...tüm nimetleri(!) sonuna kadar kullanmakti, popüler sayilmayan kitaplari okuma özgürlügüydü..özgürlügün aslinda kaybedecek birseyinin kalmamasi oldugunu Janis'in agzindan duyduk ilkin..sonra tekrar tekrar kesfettik.. tabulara meydan okumakti..her sokakta baska yasamlar yaratmak, uyduruk pera öyküleri kakalamakti birbirimize.. maskelerimizi çikartmakti toplulugun önünde altindakinden kortugumuz halde...

ne var ki her siirde bir parça gerçek vardi daima.. Ve GERÇEK Kafka'nin da dedigi gibi hayat dedigimiz illüzyondan kafayi kaldirip baktigimizda kafayi siyiracak dereceye geldigimiz korkunç belirsizlikti.. ve bu sehirde "gerçegi" yasayanlar fazla yasamiyordu..insanin ve sevgiyi döllemesi sonucu olusan yaraticiligin yavas yavas ölümünü izlemeye basladik saydam yüzlerimizde.. sonra siir yazardik, yasamlarin, olaylarin... herseyin siiri vardi o zaman. okyanus derinliginde kaybolup o boslugun ortasinda siirini yazdigim gözleri hatirliyorum. Geçenlerde tekrar gördüm o gözleri... Ve gözbebegindeki coskunun buza dönüsünü izledim...artik asla aglayamayacak gözlerdi bunlar..Çünkü aglamak da yaratici bir yüregin devinimiydi..Ve kimyasal destekten nasibini almis bir bedenden baska kaybedecek herhangi bir seyi olan bir benligin...

Kolaylikla benimsedigim bir felsefeydi benim önce yasayip sonra sevdigim.. Aptalca sesler çikaran politikacilarin haykirislari içinde(lou reed) sehrin dumani ve yalanindan kaçan, kendi küçük hikayesini yazan bir avuç insan sevgiyi yine yasatacaktik.. kendi savasimizi verdik..biz kimseye zarar vermedik ve dibine kadar yasadik özgürlügü...bu özgürlügün sinirlarini uygarlik belirleyemedi bu sefer..uygarligin bize sundugu "sinirli özgürlüge" isteyen istedigi ismi verir ama ben buna SINIRSIZ TUTSAKLIK diyorum..

Uygarligin aynen bir zabita gibi kiçimizdan ayrilmadigini anlayabilecek kadar açabildik gözlerimizi.. Uygarlik, ne giyecegimize, hangi kaptan yiyecegimize kendi karar verir.. biz de bu ona karsi gelerek illegal birseyler yapiyorduk galiba...nasil eglendigimizden onlara neydi?

Bir nesil, benim felsefemi kendilerini sarip sarmalayacak ve yozlasmis zihniyetlerini saklayabilecekleri bir koza gibi gördüler...Kelebek olabileceklerini sanip savrularak direk kimyasallara tutundular..onlarin çogu kozalarinda kurudu...bir kismi da intihar girisimlerinin biraktigi ezeli izlerle; bedenleriyle bütünlesmis kozalarinda sürdürüyor yasantisini...

Arkadasim neden ölmek istedi? Bütün güzlerin sonu oldugunu gördü belki... siirlerin yavas kivranarak öldügünü... her yeni gün junky embryolarin dogdugunu gördü..

Belki de yillar sonra ilk defa Pink Floyd'u sevmedigini anladi... ne yazik..

 

elf
12/05/1998
birikinti