birikinti

...kenarköşe

Yazar Oldum

Yalnız oturuyorum. Saat? Saati bilmiyorum, ki , bilmek de istemiyorum.  Gördüğüm kadarıyla gecenin bilmem kaçıncı yarısı, duyduğum haliyle dışarıda köpekler, belki korkudan belki neşeden, bağrışıyorlar benim asla anlayamayacağım bir dilde.

Karanlık sokağı aydınlatan iki şey var; sokak lambaları ve yalın ay. Nedense beni daha doğrusu içimi aydınlatamıyorlar. Bu karanlıkta ne?  Yapmalıyım. Uyku denen yarı ölüme boyun eğip uyumalı mıyım? Kendimi zamanın akışına bırakıp günün doğuşu ile yeniden her zamanki tek düzeliği dönebilirim.
Her zamanki  gibi bir gece ve her zamanki gibi düşünüyor olsam direk yatağıma giderdim. Onlarca  dakika dönüp durduktan ve hiç olmadık şeyleri düşündükten sonra pek mışıl da olmasa uykuya teslim olurdum.

Ama değil işte bu sefer farklıydı... Uykunun bin atlıları tüm kalelerimi zaptetse de, göz kapaklarım düşse de ben yinede uyumayacaktım.

Peki ama nereye? kadar Yada klasik soru ne? yapacaktım.  İşte yine o en büyük kaos yada kaosum başlıyor. Ne yapacağım?... 

Can sıkıntısı birkaç sayfa roman, can sıkıntısı, bir bukle televizyon, can sıkıntısı, bir sigara daha tamam pes ettim yine yazacağım.

Her zamanki gibi, neden? hep canım sıkılınca yazıyorum, acaba sadece zaman geçirmek için mi? yazıyorum, yada niye?  mutluluktan uçarken canım  hiç yazı yazmak istemiyor. Birkaç küçük şiir dışında... Aman şimdi bu soruları hiçte kaale alamam; yazmalıyım çünkü...

Başladık yine. Garip bir olgu bu yazı yazmak. Öyle hızlı düşünüyorum ki ellerim hızıma yetişemiyor. Zaten ilkokuldan beri kargacık burgacık olan yazım daha da bir eğriliyor büzülüyor. Öyle ki geri dönüp yazdıklarımı okumaya kalksam saatlerimi alabilir... Yazdıkça hararetleniyorum. Yazdıklarımı bilmeksizin yazmanın pişmanlığı içinde...

Çoğu insanın aksine amacım zamanı hızlandırmak,çok çabuk geçmesini sağlamak ki sanki gözlerimi her bir kırpışımda saatler geçsin... Belki bu şekilde kurtulurum. Yanlızlığımdan. Yanlızlık? Birde o var can sıkıntısına ek olaraktan.

Abartıyorum galiba; aslında yalnız değilim. Yanlız olmayı istemediğim sürece...
Evet , göz kırpmalarıyla-saatler derecesinde ölçülemeyecek bile olsa baya bir zaman geçti işte.

Garip düşünceler, komik yakınmalar, habire karalanan bir kağıt, devamlı dolup boşaltılan bir kültablası ve yine onun gibi dolup boşalan gözlerle...  Aynı yarı ölüm öncesi olduğu gibi: Boş düşünceler garip garip geçip giden... Ama en azından şimdisinde uyumak için yatağa çekilince, uyuma öncesi törenine ihtiyaç kalmadan uyuyabilirim.

Belki de uyuyamam o zaman mı? O zaman yine yazar olurum daha kolay ne var ki? ...


Hoş Geldin Korku
                       
Korkuyor muyum?  belki evet ama kesinlikle kabullenemem Bu korkumu... Kısaca kendimi kandırmayı yeğliye bilirim. “Canım istemiyor”, “uğraşamam yine”, gibi, gibi, gibi... binlerce cümle üretebilirim ve içimi rahatlatıp, işimi gittikçe zorlaştırabilirim.

Yapmıyorum işte... Yapmıyorum... Ama komiktir içim daralsa da  işlerim hiçte kolaylaşmıyor. Eee  yapayım kandırayım kendimi o zaman. Kandırdık bakalım ama bu seferde içim her zaman ki gibi daral da daral.

Çok sıkıldığım bir dönemde neden, neden diye aklımı kaçırabileceğim bir durumda karşıma çıkmıştı. Öyle hızlı başladı ki bitişini hatırlamıyorum diyebilirim. Çok uyumlu, tatlı tatlı yürüyen, aşk denilebilecek her şeyin olduğu bir güzellikler geçidiydi , yada tatlı mı tatlı ama görürken yıllar gibi gelen bitince de saliselerle bile ölçülemeyecek kadar kısa bir rüyaydı diyebilirim. Sonuç bitti. Burada bir sorun yok ama sonrası ...


Zaten bitişi;  yenisi,  daha iyi olacağı, umulan içindi. Hiçte öyle olmadı işte. Bir senelik bir sürünme süreci sonra ilginç bir u dönüşüyle gelen sevgi; bir 3 ay sonrada aynı o şekil kadar ilginç bir u dönüşüyle  gelen son.

İşte garipsediğim yeni duygum, sıkılganlığıma ek bir dost olan korku bundan sonra başladı. Bütün bunalmalar, daralmalar bunların geçişi ile can sıkıntıları ve işte şu sözünü ettiğim korku...

Bu fırtınayı yaklaşık olarak Bir senede atlattım. Evet bu süre benim beklediğimden de uzundu ama sonunda ağlamaklı olmaktan, düşüncelerimi hep ona yoğunlaştırmaktan kurtulmuştum ya ne önemi vardı.

Artık daha hoş bakıyordum hayata bir o kadar da arayışçı ve eskisinden daha maceracı Tek bir şey dışında önceleri kurtulmuşluğun zafer sarhoşluğu ile fark edemediğim  ama şimdilerde en kızdığım duygum korku...

Yine öyle klasik olaraktan insanlara sataşıpduraraktan geçirdiğim bir gün ama farklı olan bir şey var ; Öylesine sataştığım o  kız öyle bir tepki veriyordu ki...  Hep böyle olmuştur zaten hep sataşmışımdır ama herkes den farklı olarak karşılık verenler hep beni cezbetmiştir... Bir öncesi, ondan öncesi ve daha önceleri.

Evet işte korkum başladı bile yine mi uğraşacaktım, yoksa ben mi? evhamlıyım hiç uğraşılacak bir şey yok mu? veya nedir  ben niye korkuyorum.

En acı olanda bu korkuyu her zamankiler gibi kabullenmemem. “Hadi be canım” demem ama yinede onunla savaşmamam...

Sıkılgan saatler. Suskun ve bir o kadar da soğuk suratlar, yapmacık neşeler,  yalnız iken ise ardı arkası kesilmeyen düşünce dalgaları ile yıkılan,tahrip olan beynim. Hah işte tamda bunların arasına layiksin sen yeni korkum...Hoşgeldin!

Hakan M. Ertem
22/09/2000

birikinti