Birşey Yok
Dünya kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yirmi dört saatte tamamlar; güneşin
çevresindeki dolanımı ise üç yüz altmış beş gün altı saat sürer. Efendim zil
çaldı ders bitti mi? Efendim yüzler neden asık? Hadi çocuklar çıkın şu
dünyadan. Benim sistemim sistemsizlik aslında. Bir dakika hocam, dün bir
film izledim şu Amerikan filmlerinden, film direk şöyle başlıyor: Bir
elektrik mühendisi adam bir danışma bürosu şefi bayan ve hayalperest bir
genç kız sonu belli olmayan bir tünelde ilerliyor. Yaklaşık olarak tam
ölçtüğüme göre kafamda yani tünelin duvarlarında şey üst tarafta her iki yüz
metrede bir yok yok her yirmi beş metrede bir şu demir parmaklıklı
ışıldaklardan koymuşlar. Anlarsınız ya işte birleşik devletlerin ekonomik
büyüklüğünü bilinçaltlarına işlemek için düşünülmüş sinsi ve gaddar bir
ayrıntı. Yer altından notlar veriyorsun sen bize Gökhan.
Şimdi bugün eve gidince kitap okuyacağız değil mi. Senin annen en güzel
yemekleri yapmıştır ama. Onun annesi de onu bu hale getirenleri paylamak
için dakiklemiştir kendini. Bırakın bunları da hocam ben size bir mektup
yazmıştım isimsiz. İki hafta falan oldu hala ulaşmadı mı acaba size, yok
ulaşmadı demek ki, baksanıza çocuklar, hala yüzü güleç hocanın. Özetlemek
gerekirse toplumumuzdaki kültürsüzleşmenin bireyler öncüllüğünde
gelişmesinin yine bireylere vuran psikodinamik etkilerinden bahsetmek
istemiştim. Ve fakat şu anki varsayımlarıma göre siz bunu bir aşk mektubu
sandınız. Hadi var sayıyoruz işte şimdi söyleyin o zaman dünya yine kendi
ekseni etrafında ki dönüşünü yirmi dört saatte mi tamamlayacak yoksa…
Anne sana dün gördüğüm rüyayı anlatmış mıydım? Anlatmadım değil mi? İyi ki
anlatmamışım. Saçmalıyorsun derdin yine. Tamam saçmalıyorum bunu sen de
biliyorsun ben de biliyorum... Biliyorsun işte insan gün boyu kafasında neyi
kurgular neyi yaşarsa rüyasında da onu görürmüş. Tamam ama
‘Doktorpatlakgöz’ün söylediklerini de unutuyorsun galiba. Ne demişti:
Çocuğunuza, söylediklerinin saçma olduğunu hissettirmeyin. Hissederse, bunu
hissederseniz, işi şakaya vurun. Geçmişe dönün bir an mesela. Hani deyin
geçen gün ve yahut ne bileyim işte geçen sene baban, sen, ben uzay mekiğine
binip ‘Albatrosunyeri’ne pikniğe gitmiştik. Sen yanlışlıkla altına
kaçırmıştın, yanlışlıkla yani, kim kim kim, yanlışlıkla yani görevliler bize
gülmüştü, yok öyle değil mesela gülümsemiştiler ya da şöyle ki; tebessüm
ettiler. Yanımıza geldiler, bir sigara içip gittiler. Hesabı falan
düşünmeyin dediler. Adam dün rüyasında görmüş. Albatros…
Kuşlar, çiçekler, hayvanlar, bitkiler… bunlarla pek aram yoktur benim. Hepi
topu üç kuş dört çiçek ismi bilirim. Kapıyı zorlamış eşşoleşşekler. Kapıyı
kırıp da girseydiniz bari. Yok ya kardeşim bir şey alıp gitseler hani tamam
hırsız diyeceğim; ama yok bir bardak su içmişler ki bardağın yarısı dolu
yarısı boş. Yanına bizim Ahmet’in bloknotundan bir sayfa koparıp
bırakmışlar. Aynen şöyle: Bardağın dolu tarafına bakın he he he. Yok bu he
he he'yi ben ekledim ama eminim yazdıktan sonra böyle kıkırtmışlardır. Ne
yapayım ben de gittim ta pazar yerinden öteye Şarlıdere’nin eteğinden üç beş
papatya kopardım geldim. Bardağın dolu tarafına koydum he he he, menekşe…
Hocam nerde kaldınız ya! Sevgi ne güzel şiir okuyormuş öyle hem de kendi
kafasından uydurmuş, ben inceledim hepsi zengin uyak, şair olacak valla bu
kız. Sizin arabanız var değil mi? Lan oğlum İsmet sen de izledin mi o filmi.
Hani şu ‘Göklerde Uçan Umutlar’ mıydı neydi.
‘’bir bahar gelir nerden / elimde mektup / elimde bahar /her şey elimde işte
/ sen hariç.’’
Vaaay… şimşekler olayı.Gülün lan gülün bu son ölümünüz olacak.
Hayırdır inşallah! Daha bu sabah görmüştüm şeytanı, bu niye şimdi. Stop
stop… olmuyor olmuyor olmuyor. Devamlı kendinden bir şeyler katıyorsun
hayata, olmaz böyle demedim mi sana... hadi topla ceketini tatile
çıkıyorsun. Allahalla ben bu sabah görmemiş miydim kaynanamı daha bu sabah
su içiyordu, hem de bardakla.
Bak bir yaprak daha kopardı defterinden. Oğlum tembeller öyle yapar. Koparma
diyorum sana! Yanlış olduysa sil, silgin yoksa bırak kalsın öyle; önemli
olan dürüstlük ama sen hep kendinden bir şeyler katıyorsun oyuna. Olmaz
olmaz olmaz. Oyun oynanırken sular kesilmez. Köprüyü geçene kadar, köprünün
üstünde uçuşan kuşlar köprünün ayağında biten çiçekleri görmez. Göremez
göremez göremez diyorum sana!
Tamam geliyorum anne.
|