...kenarköşe

Yolculuk

Pazar sabahı erkenden arabasına binmiş her zaman gittiği, kendine sığınma yeri olarak seçtiği ormana doğru yola koyulmuştu. Buraya çocukluğundan beri babasıyla gelirdi. Orman hakkında bildiği her şeyi babasından öğrenmişti. Babası her ava gittiğinde onu da götürürdü. Orda en çok sevdiği yer ormanın arasına saklanmış derin yarıktı. Babası bu yarığın bir depremden sonra ortaya çıktığını söylemişti. Her gittiklerinde içine bir taş atar yarığın duvarlarına çarptığında çıkardığı sesi dinlerdi. Taşın dibe değdiğini hiçbir zaman duyamamıştı.

Babası onu da bir avcı olarak yetiştirmek istiyor, ona hangi kuşların etinin güzel olduğu ve ne zaman avlanmaları gerektiği konusunda bilgiler veriyordu. 12 yaşına geldiğinde kendine bir sapan yapmış ve kendince mahalle arasında ilk avına çıkmıştı. Cebindeki bilyeleri rasgele sağa sola atıyor arada da arkadaşlarına hava atıyordu. Mahallede ilk kez sapanı olan oydu. Eski evin arka bahçesinde her zaman kuş sesleri duyduğundan onun için tam bir av alanı olmuştu. Bahçede bir kaç dakika bekledikten sonra ilk kurban gelmişti. Sapanı iyice gerdikten sonra koy verdi. Iska kendi kendine sinirlendi. Beklemeye devam etti diğer kurban az sonra geldi. Bu sefer vuracaktı kendinden emin hedefe sapanını gerdi. Tam isabet, vurmuştu içini burukta olsa bir sevinç kaplamıştı. Maktulün olduğu yere doğru ilerledi. Gururluydu çünkü kendisinin de babası gibi iyi bir avcı olduğunu düşünüyordu. Vurduğu kuşu eline aldığında kendinden utandı, babasına nasıl söyleyecekti bir kumru vurduğunu. Babası kumrular ile ilgi hikayeyi ve onları vurmamasını söylemişti. Usulca cebine koydu, başı önde eve doğru yürümeye başladı. İçin için ağlıyor "Kendimi affetmeyeceğim!" diye söyleniyordu. Eve gittiğinde kimseye bir şey söylemeden odasına gitti, eski kazağını çıkartıp kumruyu sardı, ve ondan kendince özür diledi.

Ertesi gün babası sabahın köründe kaldırdı, gene ava gidiyorlardı. İsteksiz isteksiz hazırlandı, avlanmak hoşuna gitmemişti. Kumruyu sardığı kazağını da aldı. Onu ait olduğu yere ormana götürüp gömecekti. Ormanın derinliklerine daldılar, babasının kazağı fark etmesinden korkuyordu, ne cevap vereceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Derin yarığın olduğu yere geldiklerinde babası iki keklik vurmuş yürümekten yorulmuştu. Oturup dinlenecek daha güzel bir yer olmadığını düşünerek yarığın kenarındaki büyük çama sırtlarını dayadılar. Annesinin hazırladığı ekmek arası domates peyniri kemirmeye başladılar. Bir ara aklına yarık geldi kumruyu oraya atarsa, kumru asla dibe varamayacağı için hala uçuyor denilebilirdi. Yarığın kıyısına yaklaştı kazağı çıkardı içinden kumruyu da çıkarttıktan sonra boşluğa doğru bıraktı. Artık bu yarık onun sırdaşı olmuştu.

Her başı sıkıştığında yarığa gelip ona anlattı. Babası öldüğünde, arkadaşına yalan söylediğinde, kendini hatalı bulduğu her şeyi ve ilk aşkını gelip anlatır olmuştu. Midas'ı, öğrendikten sonra korktu sonra da korkusunun yersiz olduğunu düşündü çünkü o, sadece bir hikayeydi. Daha sonraları her pazar gelir olmuştu yarığa, sanki onu dinliyormuş ve her dediğini anlıyormuş gibiydi. Arkadaşlarından, annesinden hatta kız arkadaşından bile saklıyordu bu yarığı.

Arabayı toprak yola soktuğu zaman yavaşladı,acelesi yoktu yarık onu bekliyordu nasıl olsa. Ne kadar büyümüştü ormandaki ağaçlar, çocukluğunda ki günler aklına geldi, hafif bir tebessüm belirdi yüzünde. İlk kez geldiği günü düşündü sonra babası aklına geldi iç çektikten sonra yarığa giden patikanın başına park etti. Yavaş yavaş tırmanmaya başladı yarığa doğru. İşte gene onu bekliyordu tüm gizemi ve ihtişamıyla. Bir ara karşıya atlamayı düşünmüştü sonra vazgeçmişti iki yaka arası tahminen yedi metre civarındaydı. Her zaman oturduğu kayanın üzerine oturdu. paketten bir sigara çıkarıp yaktı bir kaç tane sigarası olduğunu fark etti "Bir paket daha alsaydım keşke" diye düşündü. Her zaman yaptığı gibi çakmağını sigara paketinin içine koydu sonra cebine. Bu sefer anlatacak bir şeyi yoktu sadece oturmuş yarığa bakıyordu. Aklı karışmıştı kafasının içinde bir çok düşünce gidip geliyordu. Dalgın dalgın ormana bakarken bir kumru sesi duydu bir an içi ürperdikten sonra etrafa bakınmaya başladı. En sonun da bulmuştu uzaktaki çamın tepesindeki kumruyu.

Bir sigara daha yaktı cebine sigara paketini koyarken yazdığı mektubu çıkarttı, okudu. İmla hatası ve benzeri hiçbir hata yoktu. Yerden küçük bir taş parçasını aldı, mektubu sevgilisine yazmıştı, yanlış bir şey yazmış olmaktan korkuyordu, neyseki yoktu. İçi rahatlamış olarak mektubu oturduğu kayanın üzerine bıraktı, üzerinde küçük taşı koydu, bir fırtına çıkmadığı taktirde mektuba bir şey olmayacaktı. Paketteki son sigarayı yaktı derin bir nefes çektikten sonra eski dostu ormana baktı kendini yarığın içine bıraktı, gözünden yaşlar boşalıyordu ama dönüşü almayan bu yola karar vermesi de kolay olmamıştı.

İki gün sonra arabayı polisler buldu, etraftaki küçük araştırmadan sonra mektubu buldular. Komiser mektubu okuduktan sonra taşa oturdu bir sigara yaktı. Ağlamamak için kendini zorluyordu ama düşen iki damlaya hakim olamadı. Sonra yerinden doğruldu mektubu sahibine vermek için yola koyuldu.

 Önemli Not: Herkesin içinde büyük bir uçurum vardır!


Beholder

birikinti