birikinti

...kenarköşe

Zamanın İki Ucu

Siyah mermerden piril piril bir havuzun kenarina oturmusum. Kumas pantalonumun, ceketimin burusma derdinde degilim. Ne de saclarim ruzgardan istedigi kadar dagilsin hic umurum olmaz. Dalmisim elimdeki kitabi okumaya devam ediyorum. Su ucuz siyah torbalardan biri havada ucarak havuzun kenarina oradan da tam ayakkabilarimin ucundan gecerek suya konuyor, görüntüyü bozuyor ama o da önemsiz. Basimi kaldiriyorum, heykelin önünde 2 kiz resim cektiriyor, fazla neseliler. Resimlerini ceken kiz saga sola gitmelerini söylüyor, sonunda kaldirima cikiyorlar, arkadaki heykelin tümünü görüntüye alabilmek icin. Okumaya devam ediyorum, havuzun suyu şıkır şıkır, güneş yüzümü yakıyor, yapamadağım tatilin bir kopyasi. Saat 13:45, seminer baslamak üzere. O hepsi birbirinden sıkıcı insanlarin, birbirinde sıkıcı seyleri konustugu, herkesin birbirine burun kivirarak baktigi sevimsiz odaya geri dönüyorum.

Yine dalip gidiyorum, karsimdaki alimli kadin, güzel siyah bir takim giymis cenesini hafif kaldirmis, kendinden emin bir tonla tatli tatli birseyler anlatiyor, duymuyorum. Kitabimi aciyorum, okumaya devam ediyorum. Yanimda oturan teyze hayretle bana bakiyor. "Kitap okuyacaksaniz, neden burdasiniz?" demesini bekliyorum, demiyor.

Ara veriliyor, tikinmak icin. Bogaza karsi bir restauranta dogru kalabalik ilerliyor, ben de takiliyorum. Kendi kendime tekrar ediyorum "Bugun sevimli olamiyorum, bosver istedigim gibi davranayim."  Kahve aliyorum, parayi öderken arkamdan tanidik bir ses "Cay aliyim" diyor.    Arkama dönüyorum, adam bana gülümsüyor "Merhaba" diyor. Zorla mi oldugunu bilmeyerek gülümsüyorum "Merhabalar" diyorum. Bir masaya oturuyorum, arkamdan geliyor, "Oturabilir miyim" diyor. Tabii ki "Tabii buyrun" diyorum. -Nasil gidiyor... Bu aralar pek kipirti yok... Idare ediyoruz- etrafinda dönen birkac laf ediyoruz. Düzgün suratli nezaket endisesi olmayan, ses tonunu her zaman hatirlayabileceginiz biri, rahat konusuluyor, tüm karanligima ragmen pek huzursuz degilim. Önündeki tabagin icindeki peceteyi kiviriyor, koyu renkli is adami parmaklarinda parlak bir halka var. Pek edebi oldu belki ama adam evli. Demek evliymis diyorum icimden. Adamin yasini ve karisini tahmin etmeye calisiyorum, vazgeciyorum. Kac saat var seminere diyor. Bir saat diyorum. Ben kacayim biraz o zaman diyor, biraz bekliyor. Onunla gitmek isteyebilecegimi ima eden birsey soylemiyorum, o da biraz kipirdanip kalkiyor. "Gorusuruz" diyoruz.

Kayitsizlik bugun yapabildigim en iyi sey. Cekimserlikle yorumsuzluk arasindaki farki hatirliyorum. Cekimserlik degil ki bu. Secim yapmak yorucu. Kadercilik anlamsiz. Yorumsuzluk yalan. Anlamsizlik kalici. Uyum korkunc. Ve hala devam ediyorum. Dinliyorum, devam ediyorlar. Kitabi bitirene kadar orda oturmaya devam ediyorum. Kitap bitti, kapattım ve çıktım. Çıkarken arkamdan baktiklarini biliyorum. Ve düsünüyorlar "Ben de bir zamanini bulup cikayim ya".

Çikip bahcede yürüyorum. Gozlerimi kapattim. Hersey senin anlattigin gibi. Eh fena degil. Burasi sehrin soguk tarafi. Rüzgar da güzeldir ama.

Siyah mermerden piril piril bir havuzun kenarina oturmusum. Zamanin 2 ucuna sıkıca baglanmisim. Sogukca ekim rüzgari dudaklarimi catlatiyor ben krem sürmeye devam ediyorum.

darc
1998

birikinti