- Giovanni Guareschi
1908-1968 yillari arasinda yasamis Italyan yazar,
cizer Giovannino Guareschi. En çok Don Camillo
serisiyle taninir. Ikinci Dunya savasinin ardindan Italya'nin Po vadisinde kucuk bir
kasabada, kasabanin komunist valisi ve rahibi arasinda gecen esprili hikayeler, ayni
zamanda Guareschi'nin kendi cizimleriyle suslenmis. Sayfada gordugunuz cizimler de
kendisine ait. Bu seri disinda yazarin iki kitabi daha var; "Oglum, Kizim
Hele Karim" ve "Katir Inadi". Yanda gordugunuz
hikaye Katir Inadin'dan alinti. Esi Margarita, kizi Carlotta ve oglu Albertino'nun
basindan gecen siradan olaylar bunlar ama Guareschi'nin mizahini seveceksiniz.
Guareschi is gezisine cikmadan once cocuklarindan her gece yatmadan
once o gun onlari etkileyen olaylari yazmalarini ister.
"Cumartesi, ayin yirmisi
- Bugun kiz kardesimle birlikte bisiklete binmeye gittik. Irmak
kiyilari, kirlar issizdi, tek kisiye rastlamadik. Birisini rahatsiz edebilirim diye,
bisikletin zilini calmaya korktum. O birisinin kim olabilecegini merak ediyorum.
- Alberto
- Bugun erkek kardesimle birlikte bisiklet binmeye gittik, ama ön
lastigim patladi.
- Carlotta
Pazar, ayin yirmi biri
- Bugun penceremin altindan bir kopek gecti, Yukariya bir bakti, hemen
uzaklasti. Kopeklerin de acelesi olabilir mi?
- Alberto
- Bugun annemin yuhsal deftere Alberto'nun yazdiklarini okudugunu
gordum. Oglanin da babasi kadar aptal oldugunu soyledi.
- Carlotta
Pazartesi, ayin yirmi ikisi
- Bugun hicbir sey olmadi. Uzgunum.
- Alberto
- Bugun kediyi seyrettim.
- Carlotta
Baska bir el yazisiyla yazilmis bir yazi vardi sonunda:
- Cocuklar, babaniz dondugu zaman evde olmazsam, buzdolabinda tavuk
sogus ile peynir oldugunu soyleyin ona. Cocuklar annenizi ve babanizi sevin.
- Anne
Tavuk ile peyniri buldum. Onlari yerken, Dusesin yaptigini yaptim,
kediyi seyrettim."
NANESEKERİ
Bugün biraz sakinlestim de, yirmi alti gün sonra doktorun hakli oldugunu anladim. Evet,
yirmi alti gün oluyor, kafatasimin içine çeki düzen vermek için gidip bir doktorun
kapisini çalmiştim.
Talihim varmis, karsima yasini basini almis, efendiden bir adam cikti. Ünlü bir
doktor... "Ne var?" der gibilerden suratima bakti, ben de kendisine neden
basvurdugumu anlatmaya calistim.
"Her aksam, saat on yedi sularinda, Allah'in belasi bir cekic harekete geciyor,
beynimin orta yerine iniyor, karanlik cokmeden de durmuyor."
Adamacagiz kaslarini catti.
"Cekic mi? Ne gibi yani?"
"Yukaridan asagi." dedim.
Doktor gülümsedi.
"Iyi anlatamadim galiba, cekic derken neyi amacladiginizi ogrenmek istiyordum"
Bu kadar okumus, bilgili bir insanin, bu kadar basit bir alet hakkinda sorular sormasi
tuhafima gitmisti. Gene de dilimin dondugu kadar aciklamaya calistim.
"Cekic derken, bir sapa tutturulmus, dikdortgen biciminde bir demir kulcesini
amacliyordum, sapindan kavradiniz mi, bu aletle duvara civi cakar, ya da bir termometreyi
ezebilirsiniz."
Agirbasli bilim adami, anlamli bir sekilde kollarini acti, sabirsizlandigini belirten bir
sesle,
"Hey Allahin sevimli kulu!" dedi, "ben ne soruyorum, siz ne soyluyorsunuz.
Iki kelimeyle anlatsaniza bana su hastaliginizi."
"Basim agriyor" dedim.
Bu kestirme cevap uzerine, unlu doktor artik sorunu inceleyebilecegine karar verdi. Nasil
bir agri duydugumu, ne zamanlari duydugumu, agrimin surekli mi, yoksa araliklarla mi
oldugunu sordu, sonra da durumu ozetledi:
"Anladigima gore, her gun, saat on yedi sularinda beyninizin merkez bolumunde korkunc
bir cekic inip kalkmaya basliyor, hava kararmadan da durmuyor. Anlatmak istediginiz buydu,
degil mi?"
"Evet" dedim.
Ünlü doktor nabzimi yokladi, kalbimi, gogsumu dinledi, sonra biraz dusundu.
"Sigara?"
"Hayir."
"Sarap"
"Hayir."
"Alkol?"
"Hayir."
Doktor, gozlerimin icine bakti, kibar fakat keskin bir sesle:
"Hic mi?" diye usteledi.
Biraz sikilmistim; insan doktordan birsey saklamamali...
"Dogrusunu isterseniz," dedim, "bir ay once kucuk bir kadeh likor
yuvarlamistim."
Agirbasli doktor, gozunu gozumden ayirmaz olmustu.
"Kadin?" diye sordu.
"Evliyim" dedim, kipkirmizi kesildim.
Fakat adamcagiz bu cevabi alinca, her nedense sabirsizlandi:
"Size kadindan sozediyorum!" diye haykirdi.
Anlasilan bu iste bir terslik vardi.
"Iyi ya," dedim, "benim karim da bir kadindir..."
O zaman guldu, fakat sinirinden guldugunu anliyordum.
"Kadin derken, oteki kadinlari, yani insani eglendiren kadinlari anlatmak
istemistim."
Kipkirmizi kesildim:
"Vallahi, dogrusunu isterseniz 1932 yilinda, soyle sarisinca bir..."
Unlu doktor, gerisini dinlemek istemedi, sorguya devam etti:
"Geceleri calisir misiniz?"
"Hayir."
"Kafa iscisi misiniz?"
"Hayir! Gazetelerde yazi yazarim."
"Et, salca?"
"Meraklisi degilim."
Kisa bir sessizlik oldu, sonra doktor sesini daha alcaltarak sorguya devam etti:
"Toz falan?"
"Hayir, biraz karabiber."
"Iyi anlatamadim, keyif verici, ya da uyarici maddeleri soruyorum."
"Arasira bir aspirin."
"Kahve?"
Çaresizligimi gosteren bir el hareketi yaptim, gulumsedim.
Doktor hemen atildi.
"Bu bir sey ifade etmez, karaborsadan bulabilirsiniz."
"Hayir."
Bu cevap uzerine unlu doktorun sabri tukendi:
"Bu ne bicim is!" diye haykirdi; "kahve icmezsiniz, esrar cekmezsiniz,
sabahlamazsiniz, yorucu is yapmazsiniz, kadinlarla dusup kalkmazsiniz, icki icmezsiniz,
sigara kullanmazsiniz, size neyi yasak edecegim ben?"
Adam bayagi icerlemisti, basimi onume egip kös kös disari ciktim. Sokak kapisina
varinca, aklima bir sey geldi, döndüm.
"Afedersiniz doktor," dedim, "gerci alkolle basim hos degildir, esrar da
cekmem ama, nane tiryakisiyim."
"Nane tiryakisi mi? O da neymis?"
Doktor bir kasini havaya kaldirmis beni suzuyordu:
"Yani" dedim, "hergun iki tanecik nanesekeri yerim."
"Yaaa!" diye haykirdi, "bas agrisindan kurtulmak istiyorsaniz, bundan boyle
agziniza nanesekeri koyamayacaksiniz."
Aradan yirmi alti gun gecti, bugun doktorun hakli oldugunu anliyorum. Nanesekerini keseli,
bas agrim kalmadi. Bu kadar ucuza atlatabildigim icin, kendimden memnunum, iki
nanesekerinden olmusum, ne cikar. Doktorun sorularina "evet" diye karsilik
verseydim, bugun ne sigarami fosurdatabilecektim, ne ickimi icebilecektim, ne de
sabahlayabilecektim. Oysa oldum olasi kendimi hicbir zevkten mahrum etmedim, daha bir sure
de etmemek niyetindeyim.
- darc
- 1998
|