birikinti

...müzik


Dave...


Depeche Mode Konseri
30 Ekim... 20 yıllık potansiyelin patladığı akşam!
 


Yurdumun güzel insanı 20 yıldır bekler de Depeche Mode hayır diyebilir mi? Tabii ki hayır! Beklemenin en büyük erdem olduğunu göstermiş olduk dünyaya ve sonunda geldiler.

Hoş, DM hiç bir zaman içimde bir beklenti duygusu yaratacak kadar büyümedi ama, yine de geleceklerini duyunca içimde bir kıpırtı olmadı değil. Bu ani kıpırtının büyüklüğü Haziran ayında “35 Milyon” gibi bir seviyeye ulaştı… Tamam, DM için çıldıran tiplerden değilim, ama baba bir grup olduğunun sonuna kadar bilincinde olmam bileti Haziran ayından almam için yetti.

Sanırım böyle bir acelecilik sazan alemi adına gurur verici bir sıçrama olmalı. “Biletler 20 Haziran’a kadar satılacak, aldınız aldınız, alamadınız DM’i rüyanızda görün” şeklinde açıklamalar yapılırken, bir de sevgili ülkemin periyodik ekonomik krizlerinin birinin tam ortasında olması kafamda inanılmaz büyük bir soru işareti oluşturdu. Ona rağmen gidip de bileti almam sazanlıktan öte başka bir sıfata layık olmamı sağlıyor ki, bunun adını buyurun siz koyun. Bileti aldıktan sonraysa “Konsere yeterince katılım olur mu?” tarzında endişeler oluştu kafamda. Neyse ki bu sorunun cevabı konser akşamı “Evet, bal gibi de olur” şeklinde gerçekleşti…

29 Ekim akşamı geldiğinde tam 5 ay boyunca süt beyaz bir zarfta özenle sakladığım Depeche Mode biletini içinden çıkarıp bir öpücük kondurdum ve yine özenle yastığımın yanına koyup hayaller aleminde mışıl mışıl deliksiz bir uyku çektim… Hayır hayır, o kadar da değil!

Konser akşamı… “Bir sazanlık yaptık bari tecrübelerimizi yok saymayıp konsere geç gidelim” diyerek Abdi İpekçi’ye vardık. Uçsuz bucaksız konser kuyruğu geç açılan kapılarla birleşince bizim giriş neredeyse zehir olacaktı ama kabul edilebilir bir süre bekleştikten sonra kendimizi içeride buluverdik. DM öncesi alt grubu “Hiç bir alt grup Depeche Mode arzusunu kısa bir süre için de olsa tatmin edemez” mantığından yola çıkarak eleştirmek bile istemiyorum ama genel anlamda zararsız oldukları düşüncesi ağır bastı diyebilirim…

“The Death of Night” güzel bir başlangıçtı… Hele parçanın giriş kısmı, seyirciyi ayaklandırdı. İlerleyen dakikalarda en çok haz veren parçaları Walking In My Shoes, Enjoy The Silence, Breathe olarak sıralayabilirim. Bunların içine Home’u koymayı çok isterdim, ama maalesef şarkıyı biraz modifiye ettikleri için tadını tam alamadık. “Black Celebration” ve özellikle “It’s No Good” konserde metabolizmamızın tepe noktasına vardığı noktalardı sanıyorum. “Black Celebration” daki hep bir ağızdan söylenen nakarat dikkate değerdi. Adamlar her şarkının hakkını verdiler gerçekten de… Böyle kemikleşmiş bir grubun seyircileri de birlik beraberlik duyguları içerisinde davranmakta hiç zorluk çekmediler. Her an katılım için tetikteydik, Dave’in her türlü isteği seyirci tarafından bir emirdi (abarttım galiba)... Sahne performansının etkileyici olması katılımı daha bir coşkulu hale getirdi.

Önemli bir nokta, Abdi İpekçi’nin restorasyonundan sonra salonda verilen ilk konser oluşu. Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda salonun yenilenmiş halini görenler konserde ses sisteminin ne kadar etkileyici olacağını tahmin etmişlerdi herhalde.

Özetle, bu konserden aldığım hazzı kolay kolay unutamayacağım, her şeyiyle mükemmeldi. Bu arada Depeche Mode duymasın ama ben “yurdumun insanı” olarak U2’yu bekliyorum…

kopsi
ozgur@birikinti.com
03/11/2001

birikinti