![]() Born to Run - 1975
|
Bruce Springsteen'den daha Amerika'yi temsil eden ya da daha guzel liriklere dokebilen bir sanatci henuz ortaya cikmadi. Ilk ciktigi gunlerde, Bob Dylan ozentisi damgasini yiyen Bruce, gitarini elinden birakmak yerine altina arabasini alip Amerika'yi dolasmaya basladi. Yillar sonra bir kritik, "Ya Springsteen hic ehliyet alamasaydi ne olurdu?" demisti. 70'li yillarda herkes Amerika'yi ariyordu. Cennet miydi burasi cehennem mi? Amerikan ruyasi diye birsey var miydi? Bedeli neydi? Ben Bruce'u hicbir zaman Dylan ile ayni kefeye koymayanlardanim. Dylan inanilmaz bir hikayeci anlatima sahipken, Bruce size gorduklerini anlatir. Hicbir zaman sonuc onermez, sonuclar sizin cikardiginiz sonuclardir. 1975 yilinda Bruce, BORN TO RUN'i cikardigi zaman, o zamana kadar onu asagilayan kritikler, iki sene oncesinde "Rock muzigin gelecegini gordum, onun adi Bruce Springsteen" diyen Rolling Stone dergisinin dediklerine geldiler. Ciktigi ay, TIME ve NEWSWEEK'e ayni anda kapak olan album, neden bu kadar ses mi getirdi? Cok basit bir cevabi var bunun. O zamana kadar rock muzikte olmayan birseyi getirdi Bruce masaya. Buyrun hanimlar beyler dedi, iste burasi Amerika. Tek yapmaniz gereken onu dogru yerde aramak. Bruce, New Jersey'de dogmus buyumus bir insan. Koskoca New York'a bir tunel ve bir nehir uzakligindaki bu kucuk yer, buyuk ruyalari olan fakir insanlarin yasadigi bir bolge. O buyuk hayallerin gorebildigin uzaklikta oldugu ama asla ulasamayacagin gercegi ve butun cabalarinin bu gercegi bulmak olmasi butun albume hakim. Rolling Stone dergisi, daha ilk gunden verdigi en yuksek not olan 5 yildiz (klasik) odulunu verdigi album, en basit anlamda bir rock albumu. Ilk bakista muzikce biraz sert bir Dylan albumune benziyor, Bruce devamli konusuyor, dedikleri ha anlasiliyor, cogu zaman anlasilmiyor. VE sayfalarca sarki sozu soz konusu. Bu tip albumler sizi korkutuyorsa, ya da hayatiniz boyunca hic Dylan, Baez, Tracy Chapman, Neil Young, Jeff Buckley falan dinlemediyseniz, bu album itici bir baslangic olabilir. Butun albumun ana temasi, "we were born to run"...bizi sinirlayan cevreden, ailemizden, toplumdan, yasamdan kisaca herseyden arkaniza bakmadan kacin...ama sonucta butun albumu dinlediginizde cok ilginc bir sonucla karsi karsiya kaliyorsunuz. Albumun kahramanlari kaciyor, ama hicbir zaman utopia'ya ulasamiyor. Arti bu karakterler hep "born to lose" insanlar, toplumun en alt seviyesinde olan, hayatlarindaki en ufak pozitif gelisme onlarda cok onemli degisiklikler yapacak insanlar. Ama o huzur bir turlu gelmek biliyor. 1975 yilinda Amerikan gencligi icin ne kadar gecerli ise albumun temasi bugunde oyle. BACKSTREETS ile albume baslayalim. Sarki arkadaslik uzerine kurulu. "One soft infested summer me and Terry became friends. Trying in vain to breathe the fire we was born in". Albumun butun sarkilari gibi Bruce sizi yutkunduracak sozlerle devam ediyor. "Stranded in the park and forced to confess to hiding on the backstreets, hiding on the backstreets We swore forever friends on the backstreets until the end Hiding on the backstreets, hiding on the backstreets" Stephan King'in THE STAND'e sozlerini koydugu JUNGLELAND, bir cete savasini anlatiyor. Cok guzel bir saksafon soloyla baglanan sarkida Bruce hikayesini "And in the quick of the night they reach for their moment And try to make an honest stand but they wind up wounded, not even dead Tonight in Jungleland" diye bitirir. MEETING ACROSS THE RIVER'da bes parasiz kahramanimiz New Jersey'den tunelle New York'a gecip "son bir is" bitireceginden bahseder. "Hey, Eddie, can you lend me a few bucks And tonight can you get us a ride Gotta make it through the tunnel Got a meeting with a man on the other side" THUNDER ROAD'da Bruce "The screen door slams, Mary's dress
sways Mukemmel bir sonu vardir sarkinin. Umitleri vardir kahramanin ve der ki "It's a town full of losers and I'm pulling out of here to win". Sevgilisini, isini, gecmisini birakir ve gider. TENTH AVENUE FREEZE OUT'da kahramanimiz buyuk sehiri dener. "I'm stranded in the jungle Taking all the heat they was giving The night is dark but the sidewalk's bright And lined with the light of the living". Begenmez ve orayi da terkeder. NIGHT'da calisan insana doner. O acaba Amerikan ruyasini bulmus
mudur? "And the world is busting at its seams And you're just a prisoner of your
dreams Holding on for your life 'cause you work all day SHE'S THE ONE'da geride biraktiklarini hatirlar. "At night
when you're kneeling in the dark It says you're never gonna leave her Albume adini veren BORN TO RUN icin ne desem bos. Iki ayri versiyonu var bu sarkinin. Biri gumbur gumbur giren en bilinen versiyonu. Oburu konserlerinde soyledigi akustik versiyonu. Bu sarki icin Bruce "Ben bu sarkiyi yazdigimda 24 yasindaydim, New Jersey'de oturuyordum. Simdi geriye baktigimda hayatta neler bekledigimi o yastan bildigimi goruyorum, cunku bu sarkida sordugum sorulari hala kendime soruyorum. Ilk basta bu sarkiyi yazdigimda bir kiz ve erkegin beraber toplumdan kacmalarini istedim, ama butun o arabalar ve yollardan sonra bu insanlarin nereye gidecegini bulmam lazimdi. Sonra gordum ki, kisisel ozgurluk bir topluma bagli olmadigi surece eriyip curumeye mahkum. Bu durumda o kiz ve erkek kacacak yer degil, bir iletisim ariyorlardi" Ve sarkimiz "In the day we sweat it out in the streets of a runaway American dream. At night we ride through mansions of glory in suicide machines Sprung from cages out on highway 9" diye baslar. Okullarda edebiyat dersinde okutulmasi gereken inanilmaz sozlerle de devam eder... "Baby this town
rips the bones from your back
|