|
|
Barda Film özetle, bir barda geçe kalmış gençlerin son içkilerini içerken, mekana “filmin tam da anlatmak istediği gibi” pek de bara uygun olmayan dışta bırakılmış bir grubun girmesi, uyduruk bir nedenle tatsızlık çıkarmaları ve tüm grubu rehin almaları, devamında da türlü işkence yapmaları şeklinde özetlenebilir. Filmin belki de en iyi vurgusu, şehirde aslında iç içe yaşayan “farklı grupların” birbirine olan kıskançlığı rahatsızlığı, tahammülsüzlüğüne işaret etmesi ve buna paralel doğabilecek şiddet potansiyeli. Film aslında şiddetin nedenini değil, şiddet uygulamak zorunda bırakılmış insanları ve düzeni inceden inceden anlatıyor. “İnsanlar sosyal ve mimari bir mekana (mıntıkaya) biraz da zorlayarak girerler; orada mekan kendilerini kusup dışarı atana kadar huzuru bozmak için ellerinden geleni yaparlar. Dışarıya fırlatılmış olan içeriye girmek ister ve girdiği yerde olabilecek en dehşetli, en korkunç en berbat şeyleri yaşar.” Şiddetin Mitolojisi - Filmin ilk bölümü, adeta S.Akar’ın ikinci bölüme ulaşmak için çekmek zorunda kaldığı bir giriş gibi.. Sanki o oflayarak çekmiş, biz de oflayarak seyrettik. Ve... kötü adamlar filme girer. Beş adamın bara Tarantinovari girişlerinden “ürkek olanın etrafı kolaçan etmesi” ne, barda yerlerini alış anına kadar geçen süre bile filmin girişinden daha oturaklı. Nejat İşler’in başını çektiği tüm kötüler, kıyafetlerinden, mimiklerine oyunculuklarından diyaloglarına kadar çalışılmış karakterler ve çok başarılılar. Tabi bunun yanı sıra kafa karıştıran birkaç şey de yok değil; devamlı içilen içkiye rağmen sarhoş olunamaması, (mini futbol sahasında N.İşler’in 'nedensiz' şiddetin nedenlerini sayarken elindeki şişeyi hatırlayalım) hapların ekstra bir enerji potansiyeli yaratmaması, belinde silah taşıyan (elinin sarılı olmasından da seyirciye belalı bir adam izlenimi veren) bu egzozcu, nohut-pilavcı, torbacı, arkadaşların nedense hepsinin birden sabıkasız olması gibi… Ve sonuç. Suçlular yakalanır, kurunun yanında yaş da yanar, kötülerle dolaşan iyi adam da dahil olmak üzere tecavüzcüler içeri girer. Bu sefer “mahpushanede” adalet konumlanır. Cezaları sabit suçluların, ölüm emrinin “nedenini anlayamadığım bir utanç duymakta olan” kurbanlardan değil de bir hukuk adamından gelmesi de yine kimilerine gerçekçi gelmeyen sürpriz bir son olarak karşımıza çıkıyor. Savcının "telefonun ucundaki kararlı adamlar" dediği, lümpenleri cezalandırmaya pek hevesli olan cezaevi mahkumları ise “şişleyin katilleri, tecavüzcüleri ” kibirinden ziyade çok “Seyirciyi de çok üzdük biraz vicdanını rahatlatalım” hissiyatıyla yapılmış bir son izlenimi vermekte. |