birikinti

...sinema

boys (39259 bytes)
 
film bilgi
 
Sene: 1999
Yönetmen:
Kimberly Peirce
Görüntü yönetmeni:
Jim Denault
Müzik:
Nathan Larsen
Oyuncular: Hilary Swank
Chloë Sevigny
Peter Sarsgaard
ABD, 1999
 
Boys Don't Cry
Erkekler ağlamaza yazarlarımızdan 2 zıt yorum...
 
chaos
04/05/2000
Teena Brandon (Brandon Teena) 1972-1993
 
Boys Don’t Cry filmini izleyenler uzun süre bu ismi akıllarından çıkaramayacaklar.  Bunda en büyük etken Hillary Swank’ın; Lincoln’de doğup büyüyen, Memphis’e gitme hayaliyle yaşayan ancak Falls City’de  takılp kalan seksüel kimlik krizi içindeki Teena Brandon’ı (21) canlandırmaktan öte, onunla bütünleşmesi.. Teena Brandon, filmdeki ifadesiyle, bir hata sonucu kız olarak doğmuş, erkek gibi kız olarak büyümüş ve erkek gibi erkek! olmuştur. Kaderin cilvesi onu onu Falls City- Nebraska’ya götürür, orada çok sevdiği Lana’sıyla tanışır (Chloe Sevigny) Lana’nın ona olan sevgisi orada kalmasını sağlar, kısa sürede bu ilgi sevgiye dönüşür ve bu süre içinde de Lana’nın ailesi Brandon’ın da ailesi, arkadaşları Brandon’ın da arkadaşları! olur. Yeni tanıştığı bu insanlara, erkekliğini ispatlamak uğruna içine girdiği bir çok durumdan alnının akıyla çıkar Brandon. Haritada bile yer almayan, en büyük eğlencenin yarasa yakalamak olduğu bol içki ve belanın bulunduğu bu küçük, sıkıcı yerde erkek olmak pek çok yerde erkek olmaktan daha zordur... Fakat Brandon yürekli olmasına rağmen, büyük sırrı uzun süre saklı kalmaz; ne yazık ki çekirge bir sıçrar iki sıçrar misali (daha önce işlemiş olduğu suçlardan hırsızlık vs.) yakayı ele verir. Filmin devamını ise insanın içi kaldırmıyor, Teena Brandon’ın hikayesi Falls City’de yarım kalıyor. Konu her ne kadar anlaşılır ve yalın görünse de Hillary Swank’ın başardığı iş anlatmakla bitmez, görmek gerek diyorum. Bu rol için bir ay boyunca sokaklarda erkek gibi gezen, geceleri dahi bacağının arasındaki fazlalığı çıkarmadan yedi yıldır birlikte olduğu eşi Chad Lowe’la (evet, Rob Lowe’ın kardeşi) yatan Swank, en büyük ilhamı yine eşinden ve kendi babasından almış (aynaya bakıp saçını düzelttiği sahneler )   İkinci filmini yöneten Kimberly Pierce Kolombia Üniversitesinde iken bu trajik öyküyü filme almayı düşünmüş ancak Teena Brandon rolünü oynayacak doğru kişiyi bulmak üç yılını almış. (gercekten insan kimi zaman ‘ne kadar yakışıklı mı, yoksa güzel mi diyeceğini şaşırıyor) Keşke film ülkemizde daha erken gösterime girseydi de oscar da A.B. taraftarı olmasaydım diyorum; kısaca haklı bir oscar! Her yiğidin harcı değil..
 

Sizofren
29/04/2000
 
Bagimsiz sinema akimina 90li yillarda artan ilginin sayesinde bu akimin etkisi altinda oldugu iddia edilerek ekranlara sunulan bir çok filmden biri "Boys dont cry".

Has (m)adamimiz Brandon Leena (Hillary Swank) kendi deyimiyle "Cinsel Kimlik Krizi"ne girmis, lezbiyen olmadigini fakat kadinlarla beraber olmanin (her anlamda) ona erkeklerden daha fazla haz verdigini iddia eden bir ruh hastasi. Birçok suçtan aranmakta oldugu sehirde barinmak zorlastigi için kaçmak zorunda oldugunun farkina vardigi günün aksami bir barda tanistigi gençlerle onlarin sehrine gidiyor. Vardigi yerin Nebraska eyaletinin tabiri caizse Allahin unuttugu bir yer oldugunun farkina vardigindaysa vakit çok geç ve o çoktan gönlünü sehrin sikiciligindan en fazla yakinan insanlardan biri olan Lena (Chloë Sevigny)e kaptirmasinin yaninda öyle bir hayat hikayesi düzüyor ki kasabada tanidigi ne kadar insan varsa ona hayran kaliyor. Lenayla evlenip Nebraskadan çikmak hayalleriyle mutlu günlerini geçiren Brandonin önüne birden John (Peter Sarsgaard) dikiliyor ve kimligini ortaya döküyor. Filmin en iddali sahnesi olan final sahnesinde ise özetle John Brandon'i vahsice katlediyor.

Asil sürprizimiz ise filmin gerçek bir hayat hikayesinden alindigi ve filmin bas rol oyuncusunun sosyal hayatinda da buna benzer davranislar sergileyen birisi olmasi. izleyenlerinde fark edecegi gibi bastan sona sikici bir anlatimla sunulan film finalinde çok ucuz birkaç psikopatlik
numarasiyla seyircilere heyecanli dakikalar yasatmayi amaçliyor.

Film hakkinda elestirilmesi gereken en önemli noktaysa bunun bilinçli ya da bilinçsiz yapildigi degilde, her anormal hayat hikayesinin filme alinip alinamayacagi olmali bence.

birikinti