
- film bilgi
-
- Sene: 1999
-
- Yönetmen: David Fincher
-
- Oyuncular:
- Brad Pitt
- Edward Norton
- Helena Bonham Carter
- Meat Loaf
-
- Müzik:
- Dust Brothers
<8mm
|
Fight
Club David Fincher:
elindeki oldukça ilginç ve kesinlikle anarşist senaryoyu görsel açıdan da provakatör
yapabilecek yeni jenerasyonun en sadist ve hatta mazoşist yönetmeni. Fincher'la ilk kez
Alien 3'le tanışmıştık, daha sonra Seven ve The Game gibi karanlık ve baş
karakterin hep dayannılmaz ve yaratıcı acılar çektiği, sonları filmin bütününden
daha etkileyici filmlerde imzasını gördük.
Amerika'da ailenizin kritiklerinin "çok karanlık, çok vahşi, çok depresif ve boş"
dedikleri, alternatif basının ise, "size ailenizin, öğretmeninizin, politik
liderinizin gitmeyin diyeceği, o kadar sağlam bir film" diyerek yere göğe sığdıramadıkları
bir film Fight Club. Ben açıkçası iki tarafa da hak veriyorum. Öncelikle film
"vahşet" kelimesinin sözlük anlamı. Hayatınızda böyle vahşi böyle kanlı
bir film seyretmediniz. Öyle ki Private Ryan'ın ilk 20 dakikası savaş filmi değil de
aşk filmi gibi gelecek Fight Club'dan sonra. Özellikle mideniz kaldırırsa, Edward
Norton'ın Jared Leto'nun suratını döve döve parçaladığı sahne kolay kolay kafanızdan
silinmeyecek. Filmin gerçekten size vermek istediği çok güzel ve kesin bir mesaj var,
ama bu vahşet içerisinde film sizi o kadar rahatsız edecek (ya da çekecek) ki filmin
ana teması alt küme gibi kalacak. Bunun yanında öyle bir konu var ki, içinde yaşadığımız
sistemi içten yoketmek için her türlü dürtüyü hissederek sinemadan çıkmanız çok
mümkün.
Bu paragraftan itibaren sizi uyarmak istiyorum. Fight Club'ın ilk kuralı, fight Club
hakkında konuşmamaktır. Film hakkında ne kadar çok bilginiz olursa filmden o kadar az
şok olmuş olarak çıkacaksınız. Eğer filmden "ben böyle bir film görmedim"
diyerek çıkmak istiyorsanız, bundan sonrasını okumayın. Okumak isteyenler için
filmi daha fazla tanıtmak istiyorum. Öncelikle Edward Norton, (Primal Fear, American
History X, People vs. Larry Flint) kritiklerce 90'ların en yetenekli yeni karakter
oyuncusu olarak görülüyor. Bir avuç filmi olmasına rağmen 2 kere Oscar'a aday olmuş
muhteşem bir oyuncu. Bu filmde Norton hikayeyi bize anlatan kişi. Saygıdeğer bir oto
firmasında çalışıyor. Mutlu olmak için elinden geleni yapıyor, evini döşüyor,
sosyal oluyor ama bir türlü içini kemiren rahatsızlığın ne sebebini ne de çaresini
bulabiliyor. Geceleri uykusuzluk çeken Norton çareyi ölümcül hastalıkları olan
insanların grup terapi toplantılarına katılmak ve onlarla beraber hiç sebebi olmamasına
rağmen ağlamakta buluyor. Turist gibi bu grupları dolaşırken aynen onun gibi
turistlik yapan Helen Bonham Carter (sigara üstüne sigara yakan, ucuz sokak fahişelerine
benzeyen bir karakterde) ile tanışıyor.
Brad Pitt ne zaman girecek diyeceksiniz? Norton filmin "anlatıcısı" ise bir uçakta
tanıştığı Pitt de bir anda sağduyusu olacak. Neredeyse her lafı slogan olabilecek
yarın ölecekmiş gibi yaşayan anarşist karakteri Norton'ın oyunculuğu ile yarışırcasına
başarıyla oynuyor Pitt. Film boyunca çoğu zaman o olmak isteyeceksiniz ama hep kafanızda
"sınırlar nereye kadar" diye bir soru olacak. Pitt'e göre "kadınlar
tarafından yetiştirlmiş, öfkesini ağlayarak gösteren" bir toplum içinde yaşıyoruz,
"medya bize hergün nasıl güzel, nasıl zengin, nasıl başarılı olacağımızı
analtıyor ama biz öyle olamayacağımızı biliyoruz.", "ancak kaybedecek hiçbirşeyimiz
kalmadığı zaman herşeyi yapabilecek kadar özgürüzdür". Analaycağınız üzere
Pitt, annenizin "o çocukla arkadaş olma" diyeceği, sizin de "keşke o çocuk
gibi olsaydım" diyeceğiniz karakter. Filmin tek kadın oyuncusu Bonham, sadece seks
için kullanılacak, gel deyince gelecek, git deyince gidecek "ideal kadın" rolünde
tamamen arka planda. Pitt ve Norton tatminsizlik duygularını paylaşan insanlarla büyük
bir hızla büyüyen yeraltı klubü kuruyorlar ve zevk için birbirleriyle dövüşüyorlar.
Amaç deşarj olmak. Klüp yavaş yavaş "project mayhem" adında büyük
sisteme karşı savaşacak bir çeteye dönüşür ve her canavar gibi yaratıcısı ile
karşı karşıya gelmek zorunda kalır.
Pitt'in film çekilirken Radiohead'in Ok Computer'ını devalı dinlediği biliniyor,
bunun yanında filmin Alan Moore'un V for Vendetta'sını bir hayli andırdığı gerçek.
Eğer ki vahşet biraz arka plana atılabilseydi herkese hitap edebilecek muhteşem bir
film olurdu, ki filmin amacı kesinlikle herkese hitap etmek değil. Sistemin içinde
kendini çaresiz ve tatminsiz hisseden hayatını sanki dışarıdan bir film seyrediyormuş
gibi yaşayanlara (özellikle erkeklere) tavsiye ederim. Norton'ın karakterinin dediği
gibi "Fight Club'a girdikten sonra hayatımdaki herşeyin sesi kısılmış gibi
geliyor."
Tavizsiz bir sinema klasiği.
damage
|