birikinti

...sinema

wpe2.jpg (55225 bytes)
 
film bilgi
 
Sene: 2000
Yönetmen
Brian De Palma
 
Senaryo:
Lowell Canon
Jim Thomas
 
Oyuncular:
Gary Sinise
Tim Robbins
Don Cheadle
Connie Nielsen
Jerry O'Connell
Kim Delaney
Elise Neal
Peter Outerbridge
Jill Teed
Kavan Smith
 
Mission to Mars
 
Nerdeyse Star Wars Episode I`dan beri beyaz perdede bilim kurgu görmemiştik. Derken Mission to Mars düştü sinemalara. Yanlız film harbiden düştü, çıkışta gülmemek için kendimi zor tuttum. Acaba seyrettiğim bir komedi miydi yoksa uzay-macera mı?
 
Brian de Palma'nın yönettiği M2M, Mars'a araştırma için giden bir grup astronotun esrarengiz biçimde yokolmasından sonra kurtarma ekibinin Mars'a gönderilmesi ve gelişen olaylar üzerine bir film. Mars'a giden ilk ekip iki Amerikalı, bir Rus ve 1 Italyan'dan oluşuyor. Güle oynaya Mars'a konuşlandıktan sonra yüzeyde inceleme yaparken büyük bir kasırga tarafından parçalanırlar. Zaten böyle enternasyonal bir ekibin filmi devam ettirmesi bir Amerikan uzay filmi için ilginç olurdu. Sadece ekip şefi Luke (Don Cheadal) kurtulur ve merkeze mesaj gönderir. 2 adam ve bir evli çiftten oluşan ikinci ekip de mesaj üzerine Mars'a yollanır. 6 ay süren yolculuk güle oynaya dansederek MnM şekerlerle oynayarak geçer. Özellikle evli çiftin (Tim Robbins - Connie Nielsen) mutlulukları gözümüzün içine içine sokuluyor ki sonra kötü birşey olunca şok olalım diye.. Eşini yakın zamanda kaybeden Jim ise boş zamanlarında odasındaki ekranda eşiyle ve arkadaşlarıyla eski güzel günlerin filmlerini seyreder. Tam seyrederken arkadaşı (Tim Robbins) odaya girer ve ağlamaklı olurlar. Anlarsınız ya işte böyle bir sürü sıradan ve uyduruk sahne arka arkaya...
 
Gel gelelim yolda giderken geminin yarısı olaydan kopar (heralde geminin içinde geçenlere dayanamaz!), bizimkiler Mars'a manuel olarak konuşlanmak zorunda kalırlar. Aha işte burda önemli bir nokta var, gemi oksijen kaybederken (bu uzay fılmleri oksijen ve basınç problemini ne zaman çözecek kuzum?) 3 astronot başlık bulur ama bizim idealist Jim (Gary Sinise) başlık takmaz ya da bulamaz ve nerdeyse oksijensizlikten ölmek üzeredir, öteki adamlar ve kadın ise gayet normal hızlarında sanki geminin elden gitmesi gündelik bir olaymış ve Jim böyle oksijensizlikten hergün geberirmiş gibi sakin sukunet içinde davranıyorlar. Biriki kere Jim oksijen almalısın demeyi ihmal etmiyorlar tabii.. Ama heyecandan patlaması gereken bu sahneler sanki 3 dakkalik uzayda Beko televizyon reklamı çekiliyor gibi zenaatsiz harcanmış. Sonuçta mutlu çiftten bir kayıpla Mars'a konarlar. İlk yaptıkları kumların içine gömülmüş amerikan bayrağını yeniden dikip uzun uzun ve manalı seyretmek olur (Bu sahnenin eşliğinde duygulu melodiler çalar tabii ki). Birinci ekipten kurtulan Luke'u zaman geçmeden bulurlar ve Mars yüzeyi üzerinde bulunan taştan yapılmış mükemmel büyük yüzün esrarını çözmeye çalışırlar. Filmin ikinci yarısı birinci yarısına göre azbuçuk daha doyurucu sayılır. Marstaki canlı hayat ve dünyadaki hayatın bağlantısı ve evrende hayatın yapıtaşı DNA'ların bir o samanyolu senin bir bu samanyolu benim biçiminde nasıl kuş gibi uçtuğunu görüyoruz. Sağlam bir script, güçlü oyuncular ve iyi çekimlerle çoook daha inandırıcı ve heyecan verici bir film yapılabilicekken harcanıp giden bir bütçe söz konusu. Zaman zaman feci biçimde Starship Troopers'a benzetmekten alamadım kendimi.
 
Kadrosunda parlak oyuncu barındırmayan filmin maalesef ki diğer yapı taşları da mars taşları gibi sallanıyor. 2001, Armageddon, Apollo 13 gibi uzay filmlerinden kırpıntılar kokan film kırpıntı biçiminde kalmaktan ileri gidemiyor.
 
Şöyle bir konu da var, filmi izledikten sonra daha iyi anlayacaksınız, Jim son sahnelerde aslında şöyle demesi gerekiyormuş: "İşte bu benim varolma sebebim. Ben bunun için yaratıldım." Senaryoda bu cümlenin varolduğu söyleniyor ve bunun yerine şu cümle kullanıldığı için filmin de potansiyel manası birden yokoluyor: "Bu benim için doğru olan şey. Bir dünyayı bırakıp öteki dünyalara doğru yol almalıyız"
 
Son olarak filmde kullanılan yer aracının markası Kawasaki, kol bilgisayarları Compaq ve Gary Sinise plastik kapak gibi belirgin bir lens takıyor.

Kendime gelmem için acele kısmından en azından vasat ama ciddi bir bilim kurgu seyretmem gerek.

darc
14/04/2000

Yaratılış felsefelerşnden hangisi size yakın geliyor? Veyahut bu konuda herhangi bir fikriniz yok mu? Bu film yaratılış hakkında kafanızda bazı soru işaretleri uyandıracak ve fazla üstünde düşünmediğiniz bu konuyu en azından 1 gün kadar düşünüp tartmanıza yol açacaktır.

Filmin konusu yukarıdaki yazıda zaten var. Aslına bakarsanız orda olmasa yazarmıydım bilmiyorum. Ben filmlerin konusunu yazmaklala pek ilgilenmiyorum. Bana çağrıştırdıkları, kazandırdıkları ve benden götürdükleri ile ilgilenip onları yazıya döküyorum.

Filmin genel çerçeve itibariyle vasat olduğu yadsınamaz bir gerçek. Yalnız filmde çok orjinal birkaç fikir var, sırf bunları görmek için izlenebilir. Benim gözüme çarpan ve izlerken keyif aldığım asıl sahneler şunlardı:

1) Hiç uzay mekiğinde, yerçekimsiz ortamda eşinizle dans ettiniz mi? Filmde astronotlardan ikisi evli ve canları sıkılıyor olacak ki boşlukta dans etmeye başlıyorlar. Kameraların geçişleri, oyuncuların kendini tamaman sahneye vermesiyle diğer sahnelerden çok daha fazla oluşan gerçekçilik, müzik; hepsi bir sanatı oluşturmuş.

2) Uzaylı yaratığa ulaştıkları zaman uzaylı yaratığın onlara bir animasyon şeklinde insanlığın doğuşu ve gelişimini anlattığı sahne. Animasyonlar 3d çizgi film niteliğinde. Gayet başarılı idi . Zaten sizi derin düşüncelere iten de bu sahne olacak.

Filmde en çok sevdiğim unsurlardan biri de Tim Robins . Benim dikkatimi ilk kez" Esaretin Bedeli" ile çeken bu oyuncu gerçekten profossional. Herzaman oldukça başarılı performans sergiliyor. Filmde diğer oyunculara ders verircesine yapmış işini.

Sinema üstüne paylaşımlar ve sohbetler için maillarınızı bekliyorum. Sinema dolu günler...

Ersan Halici
22/11/2000

birikinti