![]() film bilgi
|
Shakespeare in
Love Gwyneth Paltrow o her zamanki film dışı rüküşlüğüne yaraşır kılıksız bir kılık ve garip bir saç modeliyle Jay Leno'nun karşısına oturmuş yeni filmi Shakespeare in Love'ı anlatıyordu. "Gel yeni bir film var dediler, ne dedim, Shakespeare" aktris burada suratını buruşturarak "Ne Shakespeare mi? dedim" gibilerinden bir laf ediyor, Jay Leno da suratını aynen yapıyor. "Ama.." diye devam ediyor Paltrow, "Hiç de düşündüğün gibi sıkıcı bir film değil, çok eğlenceli". Ah, bu insanlar acaba drama okullarında ne okurlar? Herneyse işte böyle bir önbilgiyle yani "Shakespeare for the MTV generation" düşüncesiyle gittik gördük filmi. İngiliz Tom Stoppard'ın katkısıyla ve Paltrow'un mükemmel İngiliz aksanıyla film Amerikanlaştırılmış bir versiyon olmaktan mümkün oldukça uzak kılınmış. Filmin konusuna gelince, Shakespeare geçim sıkıntısı çeken Rose tiyatrosunun sahibine (Geoffrey Rush) yeni bir oyun yazmak üzere olduğuna dair umut verir, fakat genç yazar ilham perisi eksikliği yüzünden oyunu bir türlü bitirememektedir. İşte tam bu noktada Shakespeare'in şiirlerine hayran bir Lady Viola (G.Paltrow) çıkagelir. Nasıl çıkagelir, oyunda oynamak üzere yapılan seçmelere erkek kılığında katılır ve oyun kabiliyetiyle mi desek ne desek Romeo rölünü kapar. (O zamanlar kadınlar tiyatroda oynayamıyorlar.) Tabii Shakespeare ona bu kılığıyla değil de bir maskeli baloda gördüğü haliyle aşık olur. Kadın şöyle der "Duydum ki şairmişsiniz." Adam karşılık verir "Şimdiye kadar şairdim". Oh ne güzel ne mutlu diyemeden Lord Wessex Viola'ya talip olmuştur ve babası kızını "satmıştır" bile. "Bir kızın görevi" der gözü yaşlı Viola, sersefil Shakespeare ile evlenecek değildir elbet, Romeo ve Juliet oyunu bitip sergilenene kadar Shakespeare ile hoş vakit geçirir. Şu meşhur 8 dakikalık rolüyle Oscar alan Judi Dench'in canlandırdığı Elisabeth ise orada burada ihtişamlı davranışları ve zekice laflarıyla karşımıza çıkıyor. Bu arada filmde tek bir Amerikalı var, o da Ben Affleck. Oscarlı harika çocuk İngiliz aksanını maalesef becerememiş. Christophe Marlow'u canlandıran Rupert Everett ise keşke daha çok rol alsaydı dedirttiriyor. Filmin ana karakteri olmasına rağmen hakkında pek de olumlu laf edilmeyen Joseph Fiennes için övgülü birşeyler söylemek mümkün değil. Shakespeare rolünün daha iyi yansıtılacağına şüphe yok ama Paltrow'un yanında pek de sönük kalmıyor. (Bu adamın gözleri Doğuş'a benziyor) Film tiyatronun, edebiyatın 16.yüzyılda hayatla ne kadar içiçe olduğunu başarılı bir şekilde ortaya koymuş. Adamlar işe işte o yüzyıllarda başlamış ve buralara gelmişler. Tabii bizim tarihimizde o yüzyıllarda ne yapılıyordu bilemiyoruz, çünkü filmini çevirmiyolar. Git kitap oku demeyin, gidip okurum elbet de görsel anlatımın gücü farklıdır. İngilizler bile şunu söylüyorlar, çizgili pantalonlu akademisyenlerin öğretemediği kadar Shakespeare öğretiyor bu film. Filmden çıkıp da eve gidince belki süs için aldığınız Shakespeare kitaplarının tadına bakmak isteyeceksiniz. |